·222 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Temmuz 2021 02:03 Nereden başlasam bu kitabı yorumum ile tam tamına övmeye ne gücüm ne tecrübem yetmeyeceğini bilsem de, dilim döndükçe elim yazdıkça bir şeyler demek geldi içimden
Bu güzel eser üç önemli bölüm ile bezenmiş Anadolu'nun üç önemli efsanesiyle. Kitap ilk olarak Köroğlu efsanesi ile kapılarını okuyucuya açıyor. Yaşar Kemal'in kalemi adeta toprağımızdan, özümüzden kopmuş ve sayfalara işlenmiş. Köroğlu efsanesi Osmanlı döneminde bir oba olan Bolu obasında geçiyor. Bir ovanın ünlü seyisi olan bir kişi ve onun oğlu olan Yusuf ile başlıyoruz bu güzel hikayeye. Bu ovanın insanları yıllarca bolluk bereket ile yaşamış gitmiş fakat bir zaman sonra bir kıtlık dönemi azrail gibi orada yaşayan insanların önüne dikilmiş. Ovada son kalan kişilerden olan Yusuf ve seyis babası çaresiz düşünürken babası oğlundan onu atına götürmesini istemiş ve atını gördükten sonra oğluna atı başka diyarlara götürme vasiyetini vermiş. Aylar sonra Yusuf babasını kaybeder ve uzak diyarlara doğru bir yolculuğa çıkar. Yusuf ileri sayfalarda babası gibi Bolu beyliğinin ünlü bir seyisi olarak karşımıza çıkıyor. Ama bir gün hiç beklenmeyen bir olay ile beylikte adı siliniyor. Kitabın bu bölümünü gerçekten tüm duyguları yaşayarak okudum; pişmanlık, haksızlık, hüzün, fedakarlık gibi birçok duyguyu kalemi ile işlemiş Yaşar Kemal.
Eserin İkinci Bölümü olan Karacaoğlan Efsanesi benim bu eserde en sevdiğim kısım oldu. Karacoglanın eserde tasvir edilen sesi adeta kulaklarımda çınladı ve gittiği yollarda bende onunla yoldaş oldum. Bölüm Karacaoğlanın bulunduğu beyliğin insanının üzüntü ile yolculaması ile başlıyor zaten hikayenin çoğunda da karakter yollarda ilerliyor. Karacaoğlan yine geldiği bir beylikte sesi ile halkın beğenisini kazanıyor sadece halkın olsa belki hikaye bu kadar beni kendine kaptırmayacaktı lakin bu efsane bir aşkın doğuş efsanesi. Efsane buram buram Anadolu aşkı kokuyor. Benim birinci favorim Tanzimat çarpraz ilişkiler ikincisi ise Anadolu aşkıdır.Başlangıçta dediğim gibi en fazla Karacaoğlanın türkülerine hayran kaldım adeta bir dost kapısı oldu bana. Bölümün sonu hüzün ile bitti ne yazık, şu cümle hâlâ içimi yer. " Bu saz burada, kıyamete kadar kalacak," bu kitapta benim gönlümde kıyamete kadar yer alacak. Okursanız bu cümle ile beni yâd edin çünkü bu cümleyi adeta gönül kapıma astım.
Ve üçüncü bölüme heyecanla geçtim Alageyik bölümüne. Hikayeye bir ana ve oğulun arasındaki atışma ile giriyoruz. Ana ölmüş eşininde yaptığı ve bir hayrını görmediği geyik avını oğlununda yapmasıyla deliye dönmüştü. Anasının deyimiyle elalem ona düşmandı çünkü inanışlarına göre göre geyik vurmak hiçte hayra alamet değildi. Halil'in sadece anası değil nişanlısı da bu av işine sıcak bakmıyordu lakin Halil için bu bir tutkuydu. İleri sayfalarda bir Anadolu Efsanesi geleneği olarak iki birbirine düşman köy karşımıza çıkıyor anlayacağınız işler bayağı kızışıyor. Bu bölümde de ikinci bölümde olduğu gibi bir Anadolu aşkı üzerine kurulmuş ve bu efsaneyi de en az diğeri kadar sevdim ama ne yazık ki yine hüzün dolu bitti. Kısacası çok sevdim bu kitabı.