Puan vermedi·520 syf.··Beğendi
· Martin Eden’in sonunda başarılı(!) bir yazar olmasını kutlarım. Ancak o bu başarının gerçekçi olduğuna kendisi bile inanmadığı için intihar etmiştir. Martin Eden bana göre hırslarının ve idealistliğinin kurbanı olmuş bir karakterdir. İdealistlik iyidir ancak zannımca kişiyi daha mutlu bir hayata götürmeyen her çaba gereksizdir. Herkes hayatta daha mutlu olmak için çabalar. Martin Eden de bunun için çabalamıştı. Ünlü olmanın, çok para kazanmanın, bilgili ve kültürlü olmanın onu mutlu edeceğini ve sevdiği kadına layık bir adam yapacağını düşünmüştü. Ancak onun ufku zamanla sevdiği kadın Ruth’un bilgi düzeyini de aştı. Her ne kadar düşüncenin aşk ile bir ilişkisi yoktur, aşk düşüncenin üzerindedir dese de Ruth’un evliliğimiz için para kazanmalısın çağrılarına kulaklarını tıkayarak düşüncenin ve kendi emellerinin peşinden giderek kariyerini seçti. Pekala herhangi bir işe girip bir yandan da kendi çalışmalarını sürdürebilirdi. Ancak o, okumak ve yazmak dışında geçen zamanı öylesine değersiz ve boşa geçirilmiş bir zaman olarak düşündü ki tek kıymet verdiği şey yaşamak için gerekli gördüğü bir miktar para idi. Martin’e göre aşk düşüncenin üzerinde bir şey olsa da düşünce aşktan fazla bir değere sahipti. Bu nedenle o, çok sevdiği aşkı Ruth’un bile dileğini kulak ardı etmişti. Sonunda Ruth onu terk etmek zorunda kaldı. Ancak o içten içe Ruth’u kendisine inanmamış ve arkasında durmamış olmakla suçladı. Ruth’tan ayrılmış olmak onu derinden de sarsmadı. O yine yazmaya devam etti ve sonunda çok ünlü bir yazar oldu. Bankada binlerce doları oldu ancak hayatına anlam vereni, ona tüm bu çaba gücünü veren kişiyi, Ruth’u kaybetmişti. Zamanla kaybetmiş olduğu bu aşkı bile ona değersiz geldi çünkü Ruth’un barışmak için olan tüm çabaları ona göre samimiyetsiz idi. Ve o, tüm bu ızdıraba dayanamayarak Ruth’tan önce tüm hayatını geçirmiş olduğu serin sulara kendini bırakarak hırsla hep daha fazlasını öğrenmek için çabaladığı yaşamına elveda etti.