Herkesin kabul etmesi gerekir ki, bir yasa ahlâk yasası olarak geçerli olacaksa, yani bir yükümlülük nedeni olacaksa, mutlak zorunluluk taşımalıdır; ''yalan söylemiyeceksin'' buyruğunun, sırf insanlar için geçerli olduğu, diğer akıl sahibi varlıkların ise ona aldırış etmeleri gerekmediği düşünülmemelidir. Gerçekten ahlâk yasaları olan diğer bütün yasalarda da durum böyledir; dolayısıyla yükümlülük nedeni burada insanın doğal yapısında ya da içinde bulunduğu dünyanın koşullarında değil, a priori olarak doğrudan doğruya saf aklın kavramlarında aranmalıdır ve temelini sırf deneyin ilkelerinde bulan başka her buyurtu, hatta bir bakıma genel olan bir buyurtu, en küçük bir noktası - belki de yalnızca bir hareket nedeni bakımından- deneysel temellere dayanıyorsa, gerçi pratik kural adını alabilir, ama hiçbir zaman ona bir ahlâk yasası denemez.
Sayfa 4
Felsefe
·
126 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tan
Gönderi Sahibi
Caner the CahilBender ✰ Hocam, Kant burada insana ek olarak 'diğer akıl sahibi varlıklar' ifadesini neden kullanma gereği duyuyor?
Dünya dışı varlıkları kastediyor olabilir. Hatta Kant'ın düşüncesine göre merkürlüler budala, Satürnlüler ise üstün zeka sahibi varlıklardır.