Quelle est la couleur de ton songe ?
"Et toi, dors-tu ? Es-tu à ta fenêtre ? Penses-tu à celui qui pense à toi ? Rêves-tu ? Quelle est la couleur de ton songe ? " Gustave Flaubert Meran'da Ottoburg Pansiyonu'nun karanlık odasını bir tek mumla aydınlatmak zordur. Dışarıda yağan kar gökyüzünü kızıllaştırırdıkça akla Rouen sokakları gelir. Rouen sokaklarında bir Flâneur. Sokaklarda eriyen, yolundan vazgeçmeyen. Ceplerinden mektuplar taşarken, ağırlaşan ceketine aldırış etmez bir lahza. Uzundur hep yol, varmak aklın ucunda bile değil. Zordu Colchis Kral'ından altın postu koparmak İason uğruna. Zor değil Medea'nın İason'dan çocuklarını koparması, zor değil deux ex machina ölmedikçe. Medea, Kirkesoylu, Medea kan kokulu. Medea bu kadar taşken, olamaz hiç Amyts onun gibi. Koparmaya kim cürret edebilir yerine alışmış bir çiçeği? Kim kopardı Amyts'i Med'in hayat dolu toprağından? Rouen sokaklarında yürür durur Flâneur, aklında belki bir de Flaneuse. Zaten yoktur Flaneuse, olsa belki yağmur giyer sonbaharda. Flâneur'un gözleri hep arduvaz çatılarda. Belki bir balkonda, belki bulutlarda, ama hep yükseklerde gözleri, kırlangıçlarına bir yuva arar çünkü. Tütünü bile yok cebinde, son para hep kâğıda, oturur kütüphanenin bir kuytusuna, okur yazar Sartre'ın Otodidakt'ınca. "Ya sen uyuyor musun?" Alışamaz ki Amyts Nebukednezar'ın çölüne. Çölde yeniden dirilmek için bir damla su. Babil'in Kraliçesi için bir damla su, bir damla su bulur mu Nebukednezar? Amyts'in toprağında dünyanın binbir nebatı. Tenini serinletecek hep bir damla sızar kayaların yarıklarından oysa Babil öyle mi? Bir zaman durur ve yazar Flâneur "Ya sen, uyuyor musun? Yoksa pencerende misin? Seni düşüneni mi düşünüyorsun? Hayal ediyor musun? Düşün ne renk?" Katlar cebine mektubunu, koşar uçarcasına postaya, yolunun üzeridir zaten. Günde birkaç mektup postaya, belki birkaç gün Mont Aux Malades'de ama cevap alacağı kesin. "Uyandım, yağmur yağıyor burada, seni düşünüyorum, beni hep düşüneni. Hayal etmekten hiç vazgeçmedim. Düşüm hâlâ mor... Kalır mısın hep yanımda?" Ninova'ya getirtir Fırat'ın buz gibi suyunu Nebukednezar. Hiçbir fidanın doğru toprakla buluşamadığında birkaç günden fazla dayanamayacağını bilir. Dünyanın tüm savaşları kadar acıtıcıdır, toprağından koparmak bir nebatı. Ama ya yaşatılabilirse? Cevabını katlayıp cebine kaldırdığında Flâneur, kalbinde bir ağırlık hisseder işte o an. Yerçekimi çeler aklını, artık kalmalı mıdır bir toprakta, bir evi olmalı, alışmalı mıdır esarete? Her nerede değilse değil, hep yanımdaysa hayalin diyebilir mi hiç Flâneur? Silkelemek ister cebini Seine'nin dibine, batmayacağını bildiğinden bağlar sağlam bir kayaya derine hayır, en derine. Son mektubunu yazma inceliğini de bırakmaz elden. "Sana söylemek istediklerim var, düşlerimiz aynı renkte değil, seni bahçenden, yağmurundan çalamam..." Çıplak iki narin ayak, gezinir damarsız mermerler üzerinde. Bir basamak, bir basamak daha yükselir bahçeler boyu. Med mi burası yoksa o çorak Babil mi ayırt edemezken diner gözyaşı. Sanki bir göz ardında onu izleyen, ıslak, mor bir sevi, bir asmanın ardında mucizevi... Meran'da soğuk bir odada, bir Flâneur hayır artık bir feuille morte, rengi yittikçe yiten, eriyen cılız mumun karşısında... Ağustos ayı öykü etkinliği : #133258513 @Thewasteland
Edebiyat
··
1.744 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık, farklı dönemler, kelimeler, göndermeler ve en önemlisi renkler güneşin ışınları gibi giriyor gözümüze ve parlatıyor. Tek millet tek devlet tek dil tek renk olayına girmemişsiniz, iyi de yapmışsınız. Paragraflardaki farklı renkler sonda bağlanıyor bir şekilde. Güzeldi, teşekkürler.
Psyche
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim, emeğiniz ve etkinlik için yine teşekkürler☀🙂