·67 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2021 15:12 TEZER ÖZLÜ – ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ
Tezer Özlü kitaplarını okumadan önce ,onun hayatı hakkında bir şeyler bilmek gerekiyor .Yaşamı o kadar sarsıcı,anlatımı o kadar içten ki anlattıkları bir rüya mı , bu hayatı ben de mi yaşıyorum diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Özlü; Türk Edebiyatımızda lirik, gamlı, nostaljik prenses ve sözünü sakınmayan “sarsıcı” bir yazar olarak tanınır.Öykülerinde özellikle çocukluk yıllarından esinlenir.İnsanın özgürleşmesi, yabancılaşması,yalnızlık ve çıkışsızlık duygularını işler.
Sıkıntılı çocukluk günleri,intihara teşebbüs ettiği zamanlar,çeşitli psikiyatri kliniklerinde bir ömür geçirmesive aldığı elektroşoklarla çok zor bir yaşam geçirmiş .
Çevresindeki kimse tarafından anlaşılmamış, bir kalıba ya da ideolojiye sokulmaya çalışılmış ve bunun farkında olarak yaşamış. Belki de bu yüzden kendini bir mekana bir insana ait hissedemiyor. Doğumunu bile “ bir kökünden kopma” olarak tanımlıyor. Ona nereli olduğu sorulduğunda “hiçbir yerliyim” diye cevap veriyor.
Tezer Özlü Ankara Şeker Fabrikası’nda ve Goethe Enstitüsü’nde çevirmen olarak çalışmış.1 yıllık sanatçı bursu ile Berlin’e gitmiş.Avusturya Kız Lisesinde son sınıfta okurken okulu bırakarak Avrupa turu yapmış. Ve beni en çok etkileyen, sevdiği yazarın kitaplarını çevirilerden okumamak için Almanca öğrenmiş. Sevdiği yazar (Pavese) ile aynı gün doğup aynı gün vefat ediyor.
Kitaba gelecek olursak;
Bu kitabı yazar bir psikiyatri kliniğinde yazıyor, 1980 yılında yayımlıyor. Ç.S.G. Özlü’ nün çocukluk döneminden başlayıp yaşadığı ve içinden bir türlü çıkamadığı anlamsızlık,arayış, karamsarlık duyguları ile harmanladığı yaşamının bir özeti.
Çocukluğu, okul zamanları, şehir yaşamına alışma süreci, psikiyatri kliniğinde ki zorlu zamanları, çılgınlıkları, kırgınlıkları ve yalnızlığı kitabın konusunu oluşturmuş. Yazdıklarında kendi yaşamı ile ilgili birçok şeyi eleştiriyor. Birileri bu kitabı okusun diye değil de kendini bir şeylere anlatmak ihtiyacı ile yazılmış gibi. Betimlemeleri çok hoş, okurken bir manzara hissi izliyormuşsun gibi ve o yıllara onun yanında gidiyorsunuz.
Aslında içinde bir coşku, heves ve keşfetme duygusu var fakat çıktığı yollarda hep onu köreltecek insanlarla beraber ve ona iyi gelecek duyguları başkalarında aramaktan vazgeçmemiş.
Yani okuduğumuz bu kitap otobiyografik sayılabilir ve okuduğumuz diğer otobiyografik kitapların aksiye bir başarı hikayesi değil de bir Decadentliğin hikayesi diyebiliriz.
İnsanın başkalarına söyledikleri, kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi sevilmeyi istediği biçimdedir.
Tezer Özlü.