Biz 300 yıldır biz bu ülkeyi çok kötü yönettiğimiz, ya da berbat yönettiğimiz için Ermeniler ayaklandılar.
Sadece onlar değil, Türkler, Müslümanlar da haksızlığa, yağma talana, devlet terörüne isyan ettiler.
Bu isyan bu gün de durmuş değil maalesef.
Haksızlığa, zulme başkaldırmak hepimizin görevi olmalı.
Bahsettiğiniz diğer 'iğrenç' konular ise köylü olan herkesin bildiği ve dile getirmeyi dahi gereksiz gördüğü sıradan gerçeklerimizdir.
Ve bunlarla biz yüzleşmedikçe, bunların hiç birisi düzelmediği gibi yenileri de ekleniyor.
Örneğin, anamın dedesi: “Ermeniler, eğitimli, zanaat erbabı saygıdeğer insanlardı. Biz Sis’e (Kozan) gittiğimizde, öğleden sonra köye dönmemize razı olmaz, ‘yolda kurda kuşa yem olursun, Ağa, buyur eve gidelim, misafirim ol, yola sabah çıkarsın’ derlerdi ama bizim Türkler evlerine yatıya gideriz diye, bizi görmezden gelirlerdi. Ermenilerin malını mülkünü yağmalamak için sürdüler. Onlar gidince biz, yetim ve öksüz kaldık” dermiş.
Ben de otuz yıldır bu konuları araştırıyor ve yazıyorum maalesef bunlar bizim görmezden geldiğimiz hakikatlerimiz.
Bu konulara değindikleri için, Kemal Tahir, Yılmaz Karakoyunlu ve Livaneli’yi ayrıca severim.
Zebercet Coşkun'dan Haçin, Yaşar Kemal’den İnce Memed, Franz Werfel'den Musa Dağ'da Kırk Gün’ü kitaplarını okursanız, bu kitaplar Livaneli’nin demek istediklerini daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.