Gönderi

Bütün Alıntılar
Kendi Enerjisini Üretebilen Metamalzeme Geliştirildi Sensörler üzerine çalışmalar yapan Pittsburgh Üniversitesi Swanson Mühendislik Okulu iSMaRT Laboratuvarından araştırmacılar, hem kendi kendisinin sensörü gibi davranan -örneğin çeşitli parçalarının üzerindeki basınç ve gerilim gibi fiziksel etkenleri algılayabilen- hem de içerdiği nanojeneratör ile kendi enerjisini üretebilen metamalzeme geliştirdi. Metamalzemeler; doğada kendiliğinden bulunan malzemelerden farklı özelliklere sahip, laboratuvar ortamında üretilen yapay malzemelerdir. Çalışmanın sonuçları Nano Energy’de yayımlandı. Daha önceleri geliştirilmiş, kendi kendisini algılama özelliği bulunan malzemelerdeki algılama mekanizması genellikle çeşitli türde karbon fiberler içeriyordu. Geliştirilen yeni malzeme ise sürtünmeyle elektriklenme ve kendi kendisini algılama özelliklerine sahip farklı malzemelerin mikro ölçekte bir araya getirilmesiyle üretildi. Metamalzemenin yapısında sürtünmeyle elektriklenebilen dielektrik (elektrik akımını çok az ileten ya da hiç iletmeyen) ve iletken malzemeler yer alıyor. Metamalzemenin önemli özelliklerinden bir diğeri ise haricî bir güç kaynağına ihtiyaç duymaması. Malzeme, içerisindeki nanojenaratörle ihtiyacı olan enerjiyi kendi üretiyor. Bu malzemenin makro ölçekteki bir benzerinden yüzlerce Watt güç elde edilebilir. Malzemedeki nanojenaratör, elektrik üretmek için triboelektrik etkiden yararlanıyor. Triboelektrik etki, birbirine sürtülen iki malzemenin elektron alışverişi yaparak yük kazanması ya da kaybetmesidir. Buna örnek olarak birbirine sürtülen cam ve yünün elektriklenmesi verilebilir. Araştırmacılar, geliştirilen yeni malzemeyi kullanarak sağlık, havacılık ve biyomedikal mühendisliği uygulamaları için prototip tasarımlar oluşturdular. Bu tasarımlardan biri, daha küçük ölçekte tasarlanan bir kalp stenti. Bu stent, kan akışının izlenmesine ve kan damarlarındaki daralmanın tespit edilmesine yardımcı oluyor. Aynı tasarım, makro ölçekte üretilerek yapısındaki hasarları tespit edebilen bir köprü kirişi oluşturmak için de kullanıldı. Gelecekte yeni malzemeden uzay araştırmalarında da faydalanılması planlanıyor 10 Dünyada nadir bulunan madenlerin %60'ını Çin üretiyor. 37 Evdeki Gıda Atıklarını Dönüştürün Yemek yaparken sebzelerin kabuklarını veya kullanma- dığımız kısımlarını çoğu zaman çöpe atmak zorunda ka- lıyoruz. Bu da hem gıda israfına yol açıyor hem de faz- ladan çöp poşeti kullanımı gibi nedenlerle çevre kirlili- ğine neden oluyor. Lomi adındaki ev tipi gübre maki- nesiyle bu gibi organik atıkları 4 saatte gübreye dönüş- türmek mümkün. Lomi’ye doldurduğumuz organik atık- lar parçalanıyor ve ısıtılıyor, aslında doğadakine benzer bir geri dönüşüm süreci daha hızlı gerçekleşiyor. Hat- ta Lomi geri dönüştürülebilir plastikleri bile öğütebili- yor. Normalde gıda atıkları çöpe atıldığında yüksek mik- tarda metan salımına neden olarak sera gazı miktarını artırıyor. Gübre olarak kullanıldığında ise tam tersine, karbon emilimini artırarak sera gazı miktarını azaltıyor. Lomi üreticilerinin iddiasına göre, bu üründen 10 mil- yon adet satıldığında sağlanan fayda 100 milyon yetiş- kin ağaca denk olacak. Henüz Türkiye’de satışa sunul- masa da gelecekte benzer ürünlerin mutfağımızda yer edineceğini söyleyebiliriz. 38 Daha Gerçekçi Dublaj Yabancı filmlerin dublajlı mı, yoksa alt yazılı mı izlen- mesi gerektiği bitmeyen bir tartışma. Bu konuda dub- laj taraftarlarının elini güçlendirecek bir teknoloji geliş- tirildi. FlawlessAI adındaki ürün, yapay zekâ yardımıy- la konuşan oyuncunun dudak hareketlerini değiştire- rek dublaj yapılan dilde konuşuyormuş gibi gösteriyor. Oyuncunun orijinal performansını koruyan sistem dü- şük maliyetle birçok dile uyarlanabiliyor. Teknoloji he- nüz yüzde yüz doğru çalışmasa da ortaya çıkan örnek- ler son derece etkileyici. Fireflies adındaki başka bir yapay zekâ uygulaması ise ses kaydını metne çevirmede hayli başarılı. İngilizce için %90 başarıyla çalışan uygulama, özellikle online derslerde not tutmakta zorlanan öğrenciler tarafından tercih ediliyor. Bu gibi teknolojilerin gelişmesiyle birlik- te gelecekte tüm video içeriklerin anında istenilen dil- de izlenmesi mümkün olabilir. 37 Su Bayatlar mı? Yatağınızın başucuna gece içmek için bıraktığınız ancak sabaha kalan bir bardak suyun tadındaki tuhaflaşmayı içer içmez fark ediyorsanız yalnız değilsiniz. İçme suyu, sadece H2 O moleküllerinden oluşmaz. İçerisinde çeşitli iyonlar ve başka moleküller de vardır. Bu kimyasal yapı- da zamanla gerçekleşen küçük değişiklikler dahi suyun tadının değişmesine yol açabilir. Üstün çözücü özelliğiyle su, atmosferdeki gazları da dinamik bir dengeye ulaşıncaya dek çözebilir. Örneğin, bardağa doldurduğumuz su bekledikçe havadaki kar- bondioksiti yapısına katmaya başlar. Su molekülleri ile karbondioksit molekülleri bir araya geldiğinde tepkime- ye girerek karbonik aside dönüşür. Bu da suyun pH de- ğerinin bir miktar düşerek daha asidik olmasıyla sonuç- lanır. Ek olarak, aseton ve aldehit sınıfı birtakım gazların da suda çözünmesi tat değişiminde rol oynar. Bardaktaki suya giren maddeler kadar o sudan çıkan kimyasallar da tadında değişikliğe neden olabilir. İçme suyu arıtma tesislerinde son süreç basamaklarından biri olarak dezenfeksiyon amacıyla klor ve klor içeren bazı bileşikler suya eklenir. Bu sayede içme sularının bakteri ve virüslerden arındırılması sağlanır. Ancak havuz suları- nı dezenfekte etmek için yüksek miktarda kullanılan klor rahatsız edici bir tada sahip olabilirken, içme suyunda kullanılan düşük dozu genellikle tazelikle ilişkilendirilir. Klor uçucu doğası gereği bardaktaki suda uzun süre ka- lamaz ve havaya karışır. Tat değişiminin bir diğer belirleyicisi de sıcaklık deği- şimidir. Görece serin yer altı borularından musluğa ulaşan ya da buzdolabındaki sürahiden bardağa dol- durulan suyun taneciklerinin hızı sıcaklığa bağlı olarak değişir. Bu değişim, baskılanan tatların açığa çıkmasına neden olur. Bardağa henüz alınmış soğuk suyun görece yavaş hareket eden tanecikleri bazı tatların algılanma- sını güçleştirir. Ancak su ısındıkça taneciklerin hızının artması, gizlenen tatların dilimizdeki tat tomurcukları tarafından daha kolay algılanmasını sağlar. Baş ucumuzda bir gece ya da biraz daha uzun süre bek- lemiş suyu içmenin nahoşlaşan tadı dışında bir sakın- cası görünmüyor. Ancak çok uzun süre beklerse suda mikroorganizmalar oluşur ve suyu kokutur. Örneğin algler tarafından üretilen geosmin ve 2-metilizoborneol molekülleri suyun toprak gibi kokmasına neden olur. İn- san burnu bu kokuları algılamada son derece hassastır. 58
Bilim
·
164 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.