·516 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Eylül 2021 20:22 "Hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum."
Herkese selam!
Bugün Orhan Pamuk'un 'Masumiyet Müzesi' isimli kitabıyla geldim.
Açıkçası Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitabıydı.
Ve biraz beklentim düşüktü. Ama kitabı bitirir bitirmez böyle olmadığını fark ettim.
Masumiyet Müzesi aslında bir aşk romanı. Fakat biz çok salt bir şekilde aşkı görmüyoruz.
Yetmişlerin Türkiyesi'nde arka plandaki seksen darbesinin sirayetlerini az da olsa görüyoruz ama tamamiyle değil.
Zaten kitabın baş kahramanı olan Kemal apolitik bir karakter. Bu yüzden bize çok fazla olayların yansımasını sezdirmiyor.
Biz özellikle merkezde bir aşkın olduğunu görüyoruz.
Kitabın baş kahramanı Kemal tabir-i caizse kendisine ve ailesine yakışır bir nişanlıya sahip. Ama Füsun'a inanılmaz derecede aşık ve çok orantısız bir aşk besliyor ona karşı. Düşünün ki onun dokunduğu kapı kolunu bile çalıp saklıyor o derece.
Fakat Kemal'in Füsun'a karşı duyduğu aşk başta beni biraz düşündürdü.
"Acaba hissettiği bu duygu gerçekten aşk mı, yoksa yalnızca bir takıntıntıdan mı ibaret?" Diye uzun uzun düşündüm.
Tabii ilerleyen sayfalarda bunun takıntılıkla bir ilgisi olmadığını anladım.
Fakat bu demek değil ki okurken Kemal'in yaptıklarına kızmadım.
Evet, belki Füsun'a duyduğu aşk çok büyük ve tesirli bir şey. Fakat Füsun gittikten sonra sırf dirayetini kaybetmemesi ve onu kısa bir an da olsa unutabilmesi için Sibel'e sığınması, onunla yalıda hiçbir şey olmamış gibi yepyeni bir hayata başlaması beni biraz öfkelendirdi diyebilirim.
Tabii kitabı okudukça Sibel'in, Kemal'in en yakın arkadaşı olan Zaim'le evlenmesi öfkemin konumunu biraz olsun değiştirdi.
Kitabın en cezbedici tarafı gerçekten de bir Masumiyet Müzesinin olması.
Kitapta bahsedilen tüm eşyalardan, Füsun'un içtiği 4214 sigara izmaritlerinden, küpesinden, elbisesinden oluşan muazzam ötesi ayrıntılarla dolu bir müze var.
İlk gidişinizde kitabın arkasında bir bilet kısmı var. O biletle beraber girebiliyorsunuz. Ama ikinci, üçüncü kez gittiğinizde ekstra bir bilet alıyorsunuz.
Başta da yazdığım gibi:
"Hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum."
Bu cümle o kadar düşündürücü ve vurucu ki!
Çünkü gerçekten hayatımızın en mutlu anını düşündüğümüzde bu bilinçle o anı yaşasak aynı şeyi hissedebilir miydik diye düşündürüyor biraz.
Bu ilk cümlesi ve son cümlesi olan:
"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım." Cümlesi zaten müzede de yer alıyor. Etkileyici güzel cümleler.
Başlangıç ve son bu kadar iyiyken kitabın içeriği nasıl kötü olabilir ki diye aklıma gelmiyor değil.
Ben okurken inanılmaz keyif aldım. Kısa bir an durup bu hikâyenin gerçek olabilme ihtimalini düşündüm. Ama maalesef ki değil.
Yine de okunmaya değer, harika bir kitap.
En azından hayatınızda güzel bir yer edineceğini söyleyebilirim.
Kitaplarla ve sevgiyle kalın!
Herkese iyi okumalar!