Puan vermedi·531 syf.····Okunma: 12 Eylül 2021 19:46 Kitabı alıntılarını incelediğimde okumak için heyecanlanmıştım. Fakat okurken yordu beni epeyce. İçindeki karamsarlık, ana karakterlerin kendilerini yeryüzünün tek acı çekeni olarak göstermesi, daha doğrusu kendini herkesten ayrı yere koymaları beni soğuttu biraz kitaptan. Biraz “ergen edebiyatı mı ne” dedim içimden. Fakat tamamlamayı bi görev edindim kendime, içerisinde böyle güzel cümleler barındıran bu roman belki de sonucunda aydınlatacaktır zihnimin bir köşesini diye. Hele de karakterleri Hakan Günday isminde bir türk ile karşılaştırdığı noktada pes dedirtti fakat yılmadım sürdürdüm.
Hayatım boyunca kendilerini toplumdan ayrı yere koyan insanları garipsemişimdir. Herkes kendini toplumdan ayrı görür çünkü bunun farkındayım. Kendi içimde biriciğim tabi ama dünya üzerinde tüm insanları teker teker düşününce hepimizin de biricik olduğumuzu düşünmesi gerçeği bana ne kadar da insan olduğumu hatırlatır. Kendimi biricik sanmam ile yine o toplumun bir parçası olduğumun farkına varırım. Bu yüzdendir belki de kendini herkesten farklı diye nitelendiren insanlara garip bakmam. Kitabın da bana tam olarak hissettirdiği bu oldu.
Hatta kitabın içerisinde dahi düşüncemi destekler cümleler buldum fakat o cümlelere rağmen aynı fikri sürdürdü karakterler üzerinde yazar: “Kayra bir gün bana, ‘Mutsuzluğuna hiç bir çare aramıyorsun.’ demişti. ‘Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haberdar olmayan bütün gerizekalılar gibi. Ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığına pişman etmeye çalışan, sağlıklı oldukları için suçluluk duymalarını isteyen hastalıklı, yaşlı bir kadın gibisin.’”
En son bölümde Kinyasın Tolgaya dönüşümünün tamamlanışı hoşuma gitti. Şöyle diyor Tolga: “Yazılarımdan kurtulmam gerektiğini düşünmeye başladım. Hepsini çöpe atmak en kolayıydı. Ancak defalarca okuduğum bazı sayfalarda, Kayra ismindeki kişinin beni ne denli etkilediğini fark ettim. Utanç vericiydi. Birinin beni, hayatımı mahvetmeme ikna edebilmiş olması korkunçtu! Ve o an içimde bir kızgınlık doğdu. İşlerini zamanında bitiremeyen şoförlere ve başarılı olabilecekken yeteneklerini harcayanlara duyduğum türden bir kızgınlık. Kayra'yı bulup onu mahkemeye vermek istedim, bana bütün yaptıkları için. Artık her okuduğum cümlede onu ve insanlık dışı düşüncelerini görebiliyordum. Ve ta bii, Kinyas'ın çektiğini söylediği o sonsuz acıyı da okuyordum satırların arasında. Bir cezası olmalı, diye düşündüm. Bir cezası olmalı hayatı reddetmenin. Ölmeden önce anlamalı her kim yadsıyorsa hayatı, bunun mümkün olmadığını. Anlamalı hayatın yaşamak ve hissetmekten başka bir anlam taşımadığını.” diye öfkeleniyordı Tolga(Kinyas).
Bir zamanlar kendi ruhuna yakın gördüğü, ikisinin de ölmesi gerektiği bi zihne sahip olduğunu düşündüğü Kayra’ya kendi dönüşümünden sonra sinirliydi Tolga. Çünkü kendisi başarabilmişti ve bir zamanlar kendi yazdığı yazılardaki fikirlere ne denli yabancı ise Kayra’ya daha da yabancıydı. Hatta onu yoldan çıkaran Kayra’ydı.(!) O dönüşebildiğine göre içinde iyilik kırıntıları vardı en başından ve onu Kayra kötülüğe sevketmişti. Mahkemeye vermeliydi Kayra’yı! Bu kısım insanın topluma mal olduktan sonra kendi kötü yanlarını silip atması, hatta kötülüğe kendisi başından meyilli değil de sanki etrafındaki bir kaç kötü yüzünden adım attığını söyleyerek kendini kandırması insanın.
Gördüğüm kadarıyla seveni çok ama şunu söyleyebilirim ki herkesin de sevebileceği bi tarz değil sanki. Doğan Cüceloğlunun Kendi Yaşamına Gülmek Sorunu içerikli yazısının okunmasını tavsiye ederim tam olarak fikirlerimin tercümanı olarak.