Fernando de Rojas, 1476 dolaylarında doğduğu sanılan, hem İspanyol, hem de dünya edebiyatına önemli katkıları olan bir yazardır. Yazarlığın yanı sıra önde gelen bir hukukçudur da.
Rojas, Yahudi kökenli Hıristiyan (Cristián neuvo) bir ailenin çocuğudur. O dönemde converso’lar genel olarak engizisyonunun gölgesi altında yaşıyor olmalarına rağmen Rojas’ın ailesi birkaç kuşaktır hidalgo’lar arasında yer alır. Yani “soya dayanmayan bir saygınlıkları” vardır.
“Celestina” kitabı Rojas’ın tek eseridir. Kitap tiyatro türündedir ve ilk basım yılı olan 1499’dan sonraki otuz beş yıl içinde yüz yirmi kere basılmıştır. Birinci bölüm (ilk 16 perde) anonimdir, diğer bölümlerin ise Rojas’a ait olduğu bilinmektedir.
Celestina kitabının asıl ismi “La Comedia de Calisto y Malibea” (Calisto ve Malibea’nın Komedisi) iken sonraları “Trajicomedia de Calisto y Malibea” (Calisto ve Malibea’nın Trajikomedisi) olarak değiştirilmiştir. Ancak buna rağmen kitap, “Celestina” ismiyle bilinmektedir ve zaman içinde asıl isimleri unutulup kullanılmaz hale gelmiştir.
Kitaptaki “Celestina” karakteri; bir büyücü, çöpçatan ve fahişedir. Orta Çağ’dan yeni yeni çıkmaya başlayan Avrupa ülkelerinin büyüye ve büyücülüğe bakışı tahmin edileceği üzere pek olumlu değildi. Gerçi Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam’ı içerisinde barındıran çok kültürlü İspanya’da cadılık ve büyücülük suçlamaları nispeten daha az yaşanıyordu; çünkü İspanya önceliği Hristiyanların karşısında bulunan toplulukları ortadan kaldırmaya ayırıyordu ama yine de böyle bir ortamda yazılan bir kitabın, asıl isminden ziyade içindeki büyücü kadının ismiyle anılıyor olması bana göre çok da sıra dışı bir durum değil.¹
Celestina kitabı, adeta Rönesans ile Orta Çağ kültürünün dengeli bir karışımıdır. Ve kitabın bazı karakterlerinin Rönesans'ı, bazılarının da Orta Çağ’ı temsil ettiğini söylemek mümkündür.
“Celestina” karakteri, bana göre birçok bakımdan Orta Çağ’ı temsil eder. Bir defa büyücüdür Celestina. Hem “kadın” hem büyücü…
Burcu Tekin’e göre “kadının özünde bulunan şifacılık yeteneği Orta Çağ’da yanlış anlaşılmış; özellikle şifacı kadınlar, otacılar ve ebeler büyü yaptıkları ve Tanrı’nın evrensel düzenine karşı geldikleri düşüncesiyle toplum tarafından ötekileştirilmiş ve dışlanmışlardır.” ²
Tıpkı bunun gibi Celestina da dönemin cadılık ve büyücülükle suçlanan kadınlarının somutlaşmış bir örneğidir: Hayatı boyunca fahişelik yapmıştır, zevkini düşkün bir şifacı ve çöpçatandır.
Zaten sırf kadın olmanın suç olarak yeteceği bir yerde, üstüne bir de büyücü olan Celestina, asla bir birey olarak toplumda kendine yer edinemez.³
Tüm bu Orta Çağ’a ait olan unsurlara rağmen Celestina, bana kalırsa bir noktada Orta Çağ anlayışından sıyrılmıştır: kendi kaderini tayin etme noktasında. Dönemin bu konudaki hâkim görüşü, “insanların belirlenen kaderin bir oyuncusu olduğu ve kişinin kendi kaderi üzerinde hiçbir etkiye sahip olamayacağı” yönünde olsa dahi, Celestina karakteri yaşadığı sefil hayatı kabullenip hiçbir şey yapmadan evinde oturmak yerine para kazanmak için mücadele eder. Bu açıdan Celestina’nın kendi yaşantısına yön vermeye çalıştığını söyleyebiliriz.
Celestina, asi sayılabilecek bir karakterdir; toplumun hoş görmediği bir yaşam biçimini benimsemiştir; dindar bir Katolik gibi yaşamaz ve tepeden inme toplumsal kalıplara bağlı kalmaz. Hatta Hıristiyanlıkta önemli bir yere sahip olan bekâretin resmen ticaretini yapar:
“SEMPRONIO: Uzun süreden beri tanıdığım Celestina adında bir büyücü kadın var. Onun tecrübesi sayesinde bu şehirde yaşayan binlerce bakirenin bekâretini kaybettiğini ve bekâretini kaybedenlerin de hiç kaybetmemişçesine bakire muamelesi gördüklerini biliyorum.” (s.26)
Celestina aynı zamanda şeytanla konuşup ondan yardım ister. Ancak bu bölüm monolog şeklinde seyreder ve bu şekilde de biter. Okuyucu, Celestina’nın hedefe adım adım yaklaşmasında şeytanın bir yardımı olup olmadığını bilmez; Rojas bu kısmı belirsiz bırakmıştır. Ancak yine de, büyü ve benzeri “pis işler” üzerine yapılan vurgu ve dönemin toplumunda büyünün yerini ve insanların büyücülere bakış açısını göstermesi bakımından şeytanla iletişim sahnesi oldukça önemlidir.
Böylece Celestina’nın bana göre neden Orta Çağ ile özdeşleşmiş olduğunu anlattıktan sonra, değinmek istediğim ikinci karakter olan “Malibea”ya geçebiliriz.
Bana kalırsa Malibea, ne tam olarak Orta Çağ’ı, ne de Rönesans’la birlikte canlandırılmaya çalışılan Eskiçağ klasik kültürünü yansıtır; her iki taraftan da biraz biraz bünyesinde barındırır. Öncelikle Malibea, soylu bir ailenin tek kızıdır. Hayatı boyunca Katolik Hıristiyanlık standartlarına göre erdemli bir yaşam sürmüştür. Aksi bir hayatın düşüncesi dahi onu ürkütür; her halinden saf bir karakter olduğu belli olur.
Kitaptaki bekâret vurgusunun birçoğu Malibea karakteri üzerinden yapılır. Bilhassa ilk bölümlerde Malibea, Meryem Ana’yı yansıtır. Ancak yine de okuduğum en güçlü bekâret vurgusunun Celestina kitabında değil; Cervantes’in Örnek Alınacak Hikâyeler kitabında yer aldığını belirtmem gerekir.
Malibea, düştüğü durumlar ve yaptığı hatalarla realist çizgide oluşturulmuş bir karakterdir.⁴ İlk başta tutucu ve geleneksel bir düşünce yapısına sahip olmasına karşın sonraları evliliği saçma bulacak kadar değişmiştir düşünceleri. Artık duygularının peşinden giden bir Malibea vardır okurun karşısında. İnsanî bir biçimde sevinçler, üzüntüler yaşayan; eski “Katolik robotikliğinden” kurtulmuş bir karaktere dönüşmüştür. İşte Malibea’nın bu dönüşümü oldukça realist bir biçimde anlatılır. Bu kırılma noktasından sonra Malibea, Orta Çağ’ı yansıtmıyordur artık; Rönesans’la birlikte gelen, bireye öncelik veren anlayışa her geçen gün daha da yaklaşır.
Son olarak bahsetmek istediğim karakter ise “Calisto” isimli karakter. En başından beri Malibea’ya âşık olan adam. Tıpkı Malibea ve Celestina gibi bir şeyleri temsil eden, bana göre önemli bir karakter.
Belki fark etmişsinizdir; kitaptaki karakterlerden bahsetmeye Orta Çağ’ı temsil edenden (Celestina) başlayıp geçiş dönemini temsil eden (Malibea) ile devam ettim. Bu sırayı takip ettiğimizde Calisto’nun bana göre neyi temsil ettiğini tahmin etmek zor değil.
Evet, Calisto tam bir “Rönesans adamı”. Bir defa katı dinî yargılara sahip değil; açık açık “Ben Malibea’ya tapıyorum, benim dinim o.” diyebiliyor. Tıpkı Malibea gibi o da soylular sınıfında yer alıyor. Ancak bana kalırsa soyluluk vurgusu Calisto’nun üzerinden yapılmıyor; daha çok Malibea üzerinden yapılıyor.
Calisto, Malibea’nın ilk başlardaki halinin tam tersi olacak şekilde, aşkı, şehveti ve irrasyonel davranışları (√-1’leri) temsil ediyor. Hizmetçisi Sempronio’nun da dediği gibi, “ergenliğe yeni girmiş çocuk gibi davranıyor.” (s.25)
Daha sonrasında ise iki hizmetkârının idam haberini aldıktan hemen sonraki konuşmasında, “Benim için Malibea’ya ulaşma umudunun verdiği mutluluk, Celestina ile hizmetkârlarımın ölümünden daha önemli.” der. (s.94) Yani tam olarak “arzularının peşinden giden özgür bir birey” olarak resmedilir Calisto.
Bahsettiğim karakterlerin bir “Orta Çağ- Rönesans doğrusu üzerinde nereye konumlandıklarını daha net görebilmek için şu resmi paylaşmakta fayda görüyorum:
hizliresim.com/coqd4q8
İncelemenin en başında, Celestina kitabında Orta Çağ’a ve Rönesans’a ait unsurların dengeli bir şekilde dağıldığını söylemiştim; bunu karakterler üzerinden de anlatmaya çalıştım. Ancak yine de kitabın en sonunda bariz bir şekilde Orta Çağ’ın etkileri görülür bence.
Celestina, işbirlikçileri, Malibea ve Calisto’nun trajik biçimde ölümleri okura, “iyi şeyleri kötü yollardan elde etmeye çalışırsan sonun böyle olur” mesajı veriyordu adeta. Özellikle Calisto’nun tam istediği her şeyi elde etmişken sakarlığı sonucu merdivenden düşüp ölmesiyle (ben bu kısmı Calisto’nun yükselişi ve düşüşü olarak adlandırıyorum) Rojas bize hayatın trajik bir çabadan ibaret olduğunu anlatmaya çalışıyor gibidir.⁵ Tüm bu ders verici özellikleriyle Celestina kitabı bana kalırsa Orta Çağ’ı yansıtan bir kapanış yapmıştır.
Kitap, İspanyol edebiyatının “Don Quijote (2 Cilt Takım)’den sonra en önemli kitabı” olarak bilinir. Celestina, Don Quijote’ye de esin kaynağı olmuş kitaplardandır. Miguel de Cervantes bu kitap hakkında “olağanüstü bir kitap” demiştir. Bir başka İspanyol yazar olan Lope de Vega ise bana kalırsa Celestina’daki karakterlerden etkilenmiş olabilir; çünkü Olmedo Şövalyesi kitabında da tıpkı Celestina gibi bir çöpçatan; The Dog In The Manger’da ise yine bu kitaptaki gibi Tristan isminde bir uşak vardır.
Ve bana kalırsa kendinden birkaç yüzyıl sonra yaşamış yazarların oluşturacağı karakterleri dahi bu denli etkileyebilmiş bir yazar, daha fazla okunmayı hak ediyor.
¹ Ortaçağ İspanya’sında Büyü, Büyücülük Ve “La Celestina” Adlı Esere Yansıması, Burcu Tekin, s.11
² A.g.e., s.6
³Celestina: Calisto ve Malibea’nın Trajikomedyası’nda Ortaçağ ve Rönesans Arasında Kalmış Birey ve Kadın, s.5
⁴ A.g.e., s.5
⁵Ertuğrul Önalp, İspanyol Edebiyatı Tarihi, Orun Basımevi, s.61