What A Wonderful World
Odamın perdelerinden içeri girmeye çalışıyor ay. Başımı çevirince, sertçe kesilip fırlamış bir tırnak parçası gibi görüyorum onu. Hemen gözlerimi kapatıp yastığın altına saklanıyorum. Sabah olmak üzere, bir an önce ayakkabılarımı görmek istiyorum. Üç ay oldu ayakkabılarımı giymeyeli. Dolabın üzerinde duruyor pembe ayakkabılarım. Bağcıklarını geçirmediğim üst iki deliğinden kirpikler fırladı bir hafta önce. Birazdan yine bakacağım yerindeler mi diye. Güneş yine saklambaç oynayacak galiba bu gün. Onu göreceğim zamanları iyi biliyorum. Tırnak ay çekildikten sonra arkamdaki pencerede turuncu rengiyle beliriyor. Sonra sarışın bir oğlan gibi koşuyor sol pencereye. O zaman vakti geliyor yataktan kalkmanın. Birkaç gündür boğazlarımda bir acı var. Yaşlı bir kadının pürüzlü elleriyle tenimi okşaması kadar rahatsız edici. Doktora gitmem gerek ama dışarı çıkmayı hiç istemiyorum. Saçlarım da spagetti gibi yine. Örüp açmak en basit çözüm. Ama akşamdan örmek gerekirdi. Ne zaman saçımla rastgele oynasam  harika sonuçlar çıkıyor.  Şimdi maşa da yapsam bir şeye benzemeyecek biliyorum. Bir kahve bile içmeden giyiniyorum. Siyah bir pantolon ve siyah da bir kazak giyiyorum. Siyah bir taç takıyorum saçlarıma. Taç uzayan kahküllerimin gözlerimin içine girmesini engelliyor. Bu model yüzümü daha şişman gösteriyor biliyorum ama annem çok sever. Ortaokulda saçlarımızın sımsıkı toplanması kuralına dek hep kısa ve küt kestirirdi saçlarımı. Bazen de kendisi keserdi. O zaman  yamuk olduğu için biraz üzülürdüm. Ayakkabılarımdaki kirpikler nedense yok bugün. İçim rahatladı. Yine de ilk deliklere bağcıkları geçirmiyorum. Dışarısı serin, adım atar atmaz derin bir nefes alıyorum. Ciğerlerime cam parçaları kaçıyor. Sokağın başına gelince birden çok yorulduğumu hissediyorum. Bir minübüse atlayıp hastaneye gitmek istediğimi söylüyorum. Koltukların hepsi dolu. En arkaya doğru ilerlediğimde şoförün aynadan bana baktığını fark ediyorum. Çantamı açıp içinde kitabım var mı diye kontrol ediyorum, almışım yanıma. Ayakta kitap okumak geçiyor içimden ama hastane yakın olduğu için yeltenmiyorum. Yavaşça şoföre tekrar bakıyorum,  o da bana bakıyor ama hemen kaçırıyorum bakışlarımı. Birkaç dakika sonra hastane durağındayız herkesle birlikte inerken şoförün öfkeli sesini işitiyorum. Ne dediğini anlamadan hızla doktorun odasını buluyorum. Doktor yaşlı kadının elini tahta bir çubukla bastırıyor. O an acının geçtiğini hissediyorum ama yine de elime küçük bir kağıt veriyor ve eczaneye vermemi söylüyor. Kağıdı pantolonumun arka cebine koyup ayrılıyorum. Hastanenin karşısında kıpkırmızı e harfi yazan bir sürü eczane var. Dördüncüsüne girip kağıdı uzatıyorum. Birkaç dakika bekledikten sonra elime bir şurubu,   kahverengi ve sarı renkte iki hapı koyduğu önünde yılan resmi olan bir poşet veriyor. Yılandan korkuyorum ve ona dokunmadan poşeti katlayıp çantama koyuyorum. Eczacı bana bakıyor, gülümseyip iyi günler diliyorum, teşekkür ediyor. İşim çok erken bitti. Hava hâlâ gri. Keşke yağmur yağsa diyorum belki ardından gökkuşağı da çıkar diye umutlanıyorum. Dördüncü eczanenin önünde birkaç dakika ne yapacağımı düşünüp kitabımı hatırlıyorum. Bitmesine çok az kaldı. Yine de başka bir kitap okumaya heves ediyorum. Uzun zamandır kitapları aldatma huyum heyecanlı geliyor. Boccacio'ya yakalanmaktan pek korkmuyorum. Petrarca'ı da çok aldattım. Ama Dante'ye hakikaten sadıktkm. Hastane durağından iki km uzaklıkta Hayrettin abinin kitapçı dükkanı var. Saçları çok güzel Hayrettin abinin, bir de konuşması. Karısından yakınmayı seviyor ama onun için taşraya yerleşecek kadar da tutkulu. Onunla sohbet edebileceğimi düşünüp hızla dükkanına doğru yürüyorum. İçerisi çok kalabalık, sohbet hayalim yattı ama yine de beni fark ediyor. Hoşgeldin fıstık deyince el sallıyorum. Hayrettin abinin yüzlerce kitabı var. Dükkanı mis gibi kokuyor. Biraz tuhaf kokan kitapları da var ama olsun. Yine de çok seviyorum onun evini. Bir tane kitap seçiyorum gösteriyorum uzaktan. Göz kırpıyor yine kaç diyor bana. Kaçıyorum sevinçle, dışarda yağmurla karşılaşıyorum. Sırılsıklam olup, sevimsiz cadı boğazımı daha kötü sıkar diye korkuyorum. Mavinin tonlarıyla çerçeveleri boyanmış iki tane marketi farkediyorum. İkinci olan turkuaz, ona giriyorum. Çocukluğumda evimizin boyası da turkuazdı. Boyacı yanlışlıkla karıştırdığı renklerden güzel bir ton elde etmişti. Bu marketin turkuazı biraz farklı ama olsun girdim bir kere. Bir sürü çikolata alıyorum kucağıma. İçerisi çok kalabalık. Bugün perşembe ve iki kişi çalışıyoruz diye bağırıyor, metal ütü masasına benzer masanın arkasındaki adam. Birden önündeki masanın üst bölümünün kaydığını farkediyorum. Önümdeki kadın yorulduğu için kucağındaki yağ bidonunu üzerine koyuyor. Başka bir adam da büyük deterjan çuvalını koyuyor. Çok kalabalık oluyor birden, sıkılıp çıkmak istiyorum. Çalışan adama teşekkür etmek için yüzüne bakıyorum. Bana hiç bakmıyor. Sonra yine bakıp gülümsüyorum ifadesizce yüzüme bakıyor. Üzülüyorum ve dışarı çıkıyorum. Dışarısı buz gibi, yağmur çok daha hızlı yağıyor. Birden arkama bakıp market kapısının öttüğünü farkediyorum. Çok itici bir ses bu. Ütü masasındaki adam bana el sallıyor, üzüldüğümü anladığını düşünüp önemli değil diye gülümsüyorum. Şanslıyım, tam karşıdaki durağa minibüs geliyor ve ıslandığım için arka kapıdan alıyor beni. Bu kez bomboş mininüs. Birkaç dakika sonra şoförün beni izlediğini görüyorum selam veriyorum. Müzik açıyor 'beni benden alırsan seni sana bırakmam' içimden eşlik etmeye çalışıyorum komik geliyor. Sonra ineceğim durağa gelince yeniden teşekkür ediyorum. Hadi öyle olsun deyip sırıtıyor bıyıklı şoför de,  seviniyorum. Eve yaklaştıkça ne kadar yorulduğumu hissediyorum. Yağmur dileğim kabul olduğu için ıslaklığı sorun etmeden ilerliyorum. Giriş kapısının önünde Hacı Veli amcaya rastlıyorum. Kızım kaç ay oldu diyor, şaşırıyorum ve epeydir görüşmediğimizi düşünüyorum. Hacı Veli amca biraz üzgün duruyor sormaya niyetleniyorum birden kendisi dökülüyor. Kızım üç beş kağıt için kötü olmayalım diyor, anlıyorum bu kez. Giriş kapısındaki uzun, mavi, ince kâğıtların dağınıklığından sinirlendirdiğini. Af diliyorum ondan. Sabır çekip ayrılıyor yanımdan ben de içeri giriyorum. İçeri girer girmez ayakkabılarımı çıkarıyorum içinden tüyler dökülmeye başlıyor. Kötü bir koku yayılıyor ortalığa hemen duşa giriyorum. Su akmıyor. Damacanadan bir sürahi su basıp ayaklarıma döküyorum rahatlıyorum. Sonra bir kahve yapmak için ocağı açıyorum su ısınmıyor. Ben de soğuk bir kahve alıp kitabımın başına oturuyorum. Kahvenin tadı biraz tuhaf, ama çikolatalarımı hatırlayıp hemen saldırıyorum birine. Holden tıkırtılar geliyor, hemen koşuyorum. Kirpikler saklandığı yerden çıkmış, birazcık kırışmış duruyorlar ama yine de onları yeniden gördüğüme seviniyorum. Odaya dönüp bir müzik açıyorum Louis Armstrong'dan "What a wonderful world!"... #143121611
Edebiyat
··
2.266 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hayranım, her zamanki gibi, nefis!
Psyche
Gönderi Sahibi
Estağfurullah 🙂 Çok teşekkür ederim🙂 🖤