Yahu bir yandan diyorum ki Sayın Des haklı bir serzeniş içinde, insanları böyle afişe etmenin bokunu çıkarmakta ustalaşmış, hatta bu becerisiyle afişe olmuş insanlar itici görünüyor olabilir. Edindiğin "kaliteli" amacı anlayabiliyorum. Bu aşağılık, egoist, boş vs. insanları, bir ileti paylaşma yoluyla; afişe etme, fişleme, onlara dokundurma, dürtme, sürtme vs. isteği/ihtiyacı duymuş ve bu isteğini/ihtiyacını yazıyla kusarak, kendini tatmin etmişsin. Evet, ben senden daha değişik tanımlama gereği hissettim amacını. Nedenini açıklayacağım. Şimdi insanın nasıl evrimleştiğini hatırlayalım en başta. Vahşi doğadaki insan, kafasındaki tehlikeli/tehlikesiz, zararlı/zararsız, yararlı/yararsız gibi kategoriler sayesinde hayatta kalabildi. Bu yeteneği ne kadar sağlam tutarsa o derece uyanık olabilecek, o derece ölmeyecek ve o derece güzel beslenip o derece üreyebilecekti insan. Dolayısıyla bu yeteneği gelişmiş olanların genleri biz bugünün modern zamanlar insanlarına miras kaldı. Bu kategoriler insanın sosyal yaşamı karmaşıklaştıkça, onunla birlikte karmaşıklaştı ve kısaca biz/onlar kavramı devasa bir boyuta erişti. Önceleri "biz" bir avuç kabile insanıyken, şimdilerde "biz" çok çeşitli insanları içinde barındırabilen karman çorman yapılar oldu. Hala kendimizi bir sürüye atma ihtiyacı duyuyoruz. Kategoriler bu yüzden hala bizim yol göstericimiz. Kaliteli/kalitesiz, dindar/dinsiz, modern/demodern, güzel/çirkin, sağlam/çürük, kullanışlı kullanışsız vb. sınıflandırmalarımız var ve zamanla yenileri de eklenecektir bunlara. Şimdi insanın ve neslini muhafaza eden neredeyse bütün canlıların içgüdüsel hayatta kalma metodunun bir uzantısı olan, iyi kitap/kötü kitap kategorisine varabiliriz. Sayın Des, iyi kitap da vardır, kötü kitap da. Ergenliğini çoktan geçmiş olan birisi kitap okumak için Büşra Alkoç, Büşra Küçük, Miraç Çağrı Aktaş gibi yazarları seçiyorsa ve biz de onu olumluyorsak sürüler oraya sürüklenir. Eğer biz, yahut teker teker her bir birey, bazı yazarları kötü yazar bazılarını iyi yazar diye nitelendirmezsek daha iyi olmaz. Çünkü okur olarak bir ağırlığın vardır, sen reddetsen de o ağırlık var olmaya devam edecektir ve senin sözlerin önemli olacaktır. Eğer amacın, paylaştığın tek bir iletiyle yüzlerce okura ulaşıp kötü kitap/iyi kitap ayrımını yadsımaksa, yahut kötü kitapları olumlamaksa, (ki böyle olmadığını düşünüyorum) diyeceğim pek bir şey yok. Ama derdin belli bir kitleye laf çakmaksa ve savını kuvvetlendirmek için, zorlama bir şekilde, kötü kitap/iyi kitap ayrımını olduğu gibi toplumsaldan çıkartıp bireysele indirmek doğru bir yaklaşım değil. Dostoyevski ile ergen yazarlar arasında bir fark olmalı toplumun dilinde. Bu bilinir bir şey olmalı. Şimdi toplumun hafızasından bu silinirse ki silinmeye de başlıyor, halimiz daha iç açıcı olmayacak. Mesele farklılığı öldürmemekse eğer, yüzlerce, yerli veya yabancı "kaliteli" yazar o farklılığı fazlasıyla yerine getirmekte ve getirecektir de. İlla yirmili yaşlarındaki insanın Kötü çocuk okumasına gerek yok "renkli" olabilmek için. Renkli bir aptallık mı, almayayım teşekkür ederim. "İyi ki her bulduğumu okumuşum." diyorsun. Bu oldukça kişisel bir çıkarım, biliyorum. Bir kişisel çıkarım da ben ekleyeyim öyleyse; keşke o boktan kitaplar olmasaydı da kitap okuduğumu zannederek zaman kaybetmeseydim. Keşke şu siteyi daha önce kullansaydım da birileri beni iyi kitaplara farkında olmadan yönlendirseydi daha evvelden. Çok uzun oldu, biliyorum. "İyi", "Kaliteli" olsun hayatımız diyorsak eğer çevremize de "iyiyi" ve "kaliteyi" en azından fısıldamalıyız, yeri gelirse de haykırmaktan çekinmemeliyiz.

Δες Τινα

@Desss
·
Kaliteeee Kalite Markaaa Marka
Dün akşam şöyle bir iletiye denk geldim ''Kaliteli bir okurun, birçok belirtisi olabilir. Ama hepsinde olan ortak nokta/lardan biri, her gördüğü kitabı okumamasıdır.'' Aynen böyleydi ileti, iletinin ekran görüntüsü var bu arada fakat iletime dokunmasınlar diye (önceki kaldırıldı zira) paylaşmıyorum, bu fikrin sahibi de zaten aşağıdaki yorumu gönderisine yapınca önce yorumumu gizledi, cevap ver/e/meyip beni engelledi. KALİTESİZ okur olduğum için olsa gerek. O yorumu genişleterek aşağı bırakıyorum. Bundan sonra okunan kitaplarla ilgili boş boş konuşanlara fırlatmak için yazıyorum. İtiraz etmek isteyenlerin beyinleriyle gelmelerini ümit ederim... :) -Mesela ''her gördüğü kitap''tan kastınız hangi kitaplardır? Hangi görüşlerin kitaplarıdır, hangi beğenilerin kitaplarıdır? Size göre hangileri kalitelidir ki okurlar da onları okursa KALİTELİ okur olur? Ya da kalite size göre nedir? Seçici olmak bir kalite midir? Durmadan Dostoyevski, Camus ya da Platon okumak bir kalite göstergesi midir? Örneğin birisi bir aşk romanı ya da erotik roman okuyamaz mı? Herkesin dışladığı siyasetten bir ismi okuyamaz mı? İçinde buram buram ergenlik kokan bir kitabı okuyamaz mı? “Yav bunu mu okuyorsun?” Denilecek bir yemek kitabını okuyamaz mı kaliteli okur? Çiğ köfte yediği akşamın gecesinde tuvalette bulduğu şampuan arkasını da okuyamaz muhtemelen bu KALİTELİ okur… :) Sahi KALİTELİ kitap listesi yapsanıza siz, onları okumayanları da kalitesizleştirin, hatta bir de üzerine insanları tek tek sınıflandırın okuduklarına göre; ''Sosyoş, Liboş, Siyasetoş, Teröroş, Seksoş, Ateoş, Yoboş, Ergoş...'' Güzel değil mi? Bir de şey var, ''Hey dostlarım yaşam kısa, önünüze gelen her şeyi okumayın!'' :D Ulan bunu diyen insanların; boş iletilerinden, boş sözlerinden, boş tavırlarından gına geldi. Vakit bireye
1000Kitap
··
2.777 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hocam yadırgamamak gerek. Herkes seçici değil demek ki. Recep İvedik'le Akıl Oyunları, Black Mirror'la Hint dizileri, Nietzsche'yle Adnan Oktar bir tutuluyorsa yapılacak yorum kalmamıştır.
İyi-kötü, güzel-çirkin, kaliteli-kalitesiz ayrımını karşımıza çıkan her tercihte yapmalı, bilinçsiz tüketici gibi her bulduğumuzu tüketmemeliyiz.
"İyi" ve "kaliteli" görece kavramlardır. Kişiseldir. Beklenti ve imkânlar dahilinde pek çok farklı şekilde sınıflandırılabilir. Biz tabi her şeyi genellemeyi pek sevdiğimiz için, budalaca klişelerin peşinden gitmeye bayılırız. Kendimizi belli bir sınıfa ait hissetme derdinde, kişisel zevklerimizi belirleyen dinamikleri keşfetmek özgürlüğünün tadını çıkarmaktan da aciz kalıyoruz böylece. Ben mesela Dostoyevski okumayı sevmiyorum diye, genel manâda kabul görmüş bir yazarın saygınlığına halel mi gelmiş oluyor? Ya da ben kalitesiz bir okur mu oluyorum? İkisinin cevabı da "hayır". Des'in hoşuna gitmeyen şey, kalıplarla, sınıflandırmalarla, sınırlandırmalarla, etiketlemelerle insanları bukağıya bağlama çabaları. Ha bir de eleştirip eleştirip, eleştirilmeye tahammül edememe tutumu. Aslında çok masum görünen bu kaliteli-kalitesiz ayrımı yapma çabaları, şeytanî bir amaç uğrunadır. Birincil tetikleyicisi de kendimizi adi standartların dışında ve tabii ki üstünde görme ve gösterme dürtüsüdür. Siz klasik müzik dinleyip, rafine zevklerinizle bunalırken, roman havasıyla göbek atan kişi sizden daha çok eğleniyorsa, burada kalitenin bir ehemmiyeti kalmaz. Kişileri ve şeyleri şekle sokup, onun üzerinden değerlendirme hakkı herkesindir. Ama bunu kamuya mâl etme çabası hiç de etik değildir. Eleştirinin eleştirisini eleştirmek gibi bir durumda kalmış oldum, ama herkes saldırganca kendi düşüncesini savunurken, Žižek okuyup, "kaliteli okur" konfor alanımda saklanmak içime sinmedi.
Fatih Taş
Gönderi Sahibi
Eğer kırıcı olduğumu düşündürdümse, özür dilerim. Zaten benim kastım "Eyy insanlar, kötü kitapları teker teker yakın ve Dostoyevski okuyun! Yoksa hepiniz boka dönüşürsünüz!" gibi bir saçmalık değildi. İnsanları rencide etmek gibi bir niyetim de yok açıkçası, bir fikir beyanında bulundum sadece, o kadar.
İyi kitap-kötü kitap ve buna bağlı olarak ''Nitelikli okur/ Niteliksiz okur'' tanımlamaları, bunun üzerinden yapılan insan sınıflandırmaları güncelliğini hiç yitirmez. Benim gözlemlemelerime göreyse bunları daha çok ''naif''(nahif değil) diyebileceğim insanlar yapıyor. Yani belki bilgili ama daha çok deneyimsiz insanlardır kastettiğim. Çünkü evrenin simetrik olmaması gibi temel bir prensip ıskalanıyor burada. Simetrik değildir: Yani doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi keskin hatları olmayan; duruma, zamana ve daha da önemlisi insana göre sonsuzluğa uzanan bir skala içinde değişen ''kesinsizliklerden'' bahsediyorum. Çok basit bir fenomendir burada bahsettiğim. Yani iyi kitap yoktur; okura göre iyi kitap vardır. Yani bir kitap, bireyin kendi seviyesi ve zevkine göre iyidir veya aynı şekilde kötüdür. Diğer yandan dünyadaki bütün insanlardan Dostoyevski, Nietzsche, Platon vs. okumalarını beklemek de yine müthiş bir toyluktur. Bu özellik dünya üzerindeki yaşamışlar ve yaşayanlar arasında hiçbir millete nasip olmuş da değildir. Aksine toplumların eğilimi daha çok ''sıradan ve ''basit'' olanadır ve bu çok daha olağandır. Bu doğal akışın farkında olmayan insanların topluma dair yüksek ideallerini hep hoş bir masalı dinler gibi dinlerim ben. Sözün özü, fizik dünyası ne kadar izafiyse canlılık da aynı şekilde izafidir, kesinsizdir ve her türlü keskin tanımları reddeder. Gerisi sadece ''totalitarizm''dir.
Fatih Taş
Gönderi Sahibi
Batuhan Bey görüşünüzü ifade ettiğiniz için teşekkür ederim. Söylediklerinizde kısmen haklı buluyorum sizi fakat bazı eklemeler yapmadan geçemeyeceğim. İyi kitap/kötü kitap yahut direk iyi/kötü ayrımının en nihayetinde bireysel çıkarımlara dayandığının farkındayım elbette. Lakin bireyi büyük oranda oluşturan şeyin yaşadığı toplum ve o toplumun normları olduğunun da bilincindeyim; bunun yanı sıra kişinin etkilendiği insanlar, sevdiği yazarlar, sevdiği yönetmenler, izlediği diziler, sosyal medyada takip ettiği sayfalar, çoğunlukla maruz kaldığı medya organları, öğretmenleri, ailesi vs. de epey önemli yer kaplar bireyin fikirlerinin gelişmesinde. Bu yüzden "iyi" kitaplar okumak önemlidir zaten. Bu yüzden yönlendirilmeye muhtaç olan insanları "iyi" kitaplara yönlendirmek önemlidir, okurum diyenin görevidir bence. İyi/kötü görecelidir diyerek, tamamen işi bireysele indirmek, bireyin nasıl oluştuğunu, nasıl meydana geldiğini görmezden gelmek demektir bence. Görüşlerinizi bildirdiğiniz için teşekkür ederim yeniden, saygılar.
Son iki yıldır sürekli manga okuyan biri olarak kendimi istemsizce de olsa otekilesmis gibi hissedip sanki hep kalitesiz kitap oluyormuş gibi hissettim şimdi . Ama şunu da belirtmek lazım . Gerçekten kaliteli kitap ne demek ? Bana sorarsan yazar farketmeksizin okuyunca aha işte aradığım yazar işte aradığım yazım dili diyebiliyorsam benim için bu kalite demek . Tabiki okuduğun yazar sana hitap etmiyorsa bu kalitesiz olduğunu göstermez sadece seninle ortak bir noktası olmadığını gösterir bu bağlamda ben de katogorize etmenin uygun bir tanım olacağını düşünmüyorum .mesela Marquezin kitaplarını zerre sevmem ama çok seven de var . Kalitesiz desem belki sevene hakaret olacaktır. Okurların içinde bir sınıf var mesela romanı zaman kaybı olarak görür onun yerine bilgilenebilecegi kurgu olmayan akademik , tarihi kitapları tercih ediyor . Bunlarin yaptığını kalitesiz desek yada onların yaptığına kaliteli desek yine kutuplaşma katogorize etme olacak . O yüzden gerçekten bırakalım herkes sevdiğini okusun , su akar yolunu bulur .aklı olan zaten okur araştırır...
Fatih Taş
Gönderi Sahibi
Manga okuyan insanların böyle hissettiğini bilmiyordum doğrusu. Manga okumadım daha önce ama yenice animelere merak sarıyorum. Birkaç öneride bulunursanız sevinirim :) Manga önerilerinize de açığım, günün birinde okumayı isterim.
Bence sen de Adnan Oktar ı okusaydın böyle demezdin. Bir gün hepimiz kedicik olucaz.
:D Dora bu bir sırdı, tarikatımızı böyle açık etmemelisinnnn
Reklam
Elbetteki şu kısıtlı ömrümüzü nitelikli, bize bir şey katacak eserlere tahsis etmek önemli. Bu hususta yapılan her tavsiye faydalıdır. Fakat bu ortamda tavsiyeden çok en kaliteli kitapları ben okuyorum itibarı birakmak için defalarca bunu insanların kafasına vuran kullanıcılar da mevcut. Bu arada kötü edebiyatta okunabilir. Ona o vakti vermeye karar verdiysen kimse sana karışamaz. Benim arasıra elime alıp okumuşluğum vardir. Kitaplığımda da var.
Fatih Taş
Gönderi Sahibi
Katılıyorum Mehmet Bey ama kategorileri kaldıralım demek başka, kötü kitabı bilerek okumak başka şeydir. Yorumunuz için teşekkür ederim.