zamanının büyük bir kısmı, ölüyken ya da doğmamışken harcanır.
ama yaşamak varken, sen, birinin gelip her şeyi...
...düzeltmesini bekliyorsun.
bir telefon için, bir mektup için...
...ya da bir bakış için yıllarını harcıyorsun.
gelecek gibi görünmesine rağmen asla gelmiyor.
sonuçta zamanını hayal meyal bir pişmanlık...
...ya da gerçekleşmesi imkânsız bir umut ile geçiriyorsun.
sana bağlılık hissettiren bir şey. kendini bir bütün hissetmeni sağlayan şey.
sevildiğini hissetmeni sağlayan bir şey.
gerçek şu ki...
...çok kızgınım.
ve gerçek şu ki...
...lanet olsun çok mutsuzum.
ve gerçek şu ki, çok yalnız kaldım ve çok uzun süre çok acı çektim.
ve yalnız kaldıkça, bütün bu süreç zarfında iyiymişim gibi davrandım...
nedenini bilmiyorum.
belki herkes kendi dertleriyle ilgilenirken...
...benim zavallılığımı duymak istemediği için.
pekala, herkesin canı cehenneme.
- amin.
Tekniğin yenilenme hızı, gerçekten de zihinsel alışkanlıklarımızı devamlı yeniden düzenleme konusunda bizi dayanılmaz bir ritme zorluyor. Her iki yılda bir bilgisayar değiştirmek gerek, bu cihazlar tam da bu şekilde tasarlandı çünkü: Belli bir süre sonra kullanılmaz hale gelmek için; tamir etmek, yerine yenisini koymaktan daha pahalıya geliyor. Her yıl araba değiştirmek gerek, çünkü yeni model güvenlik bakımından, yeni elektronik zımbırtılar vs. bakımından avantajlar sunuyor. Ve her yeni teknoloji yeni bir refleks sisteminin edinilmesi anlamına geliyor, bu yeni sistem de bizden yeni çabalar bekliyor, hem de giderek kısalan süreler içinde. Tavukların yolun karşısına geçmemeyi öğrenmesi yaklaşık bir asır sürdü. Bu tür, yeni trafik kurallarına uyum sağladı sonunda. Fakat bizim böyle bir vaktimiz yok.
Caruso’nun eski bir plağını dinlediğimde, onun sesiyle çağdaş diğer büyük tenorların sesi arasındaki farkın sırf kayıt tekniğinin ve veri depolama ortamının kalitesinden mi', yoksa XX. yüzyıl başında insan seslerinin bizimkilerden farklı olmasından mı kaynaklandığını hep merak ederim. Caruso ile Pavarotti’nin sesi arasındaki fark, on yıllar içinde proteinlerin ve tıbbi gelişmelerin yarattığı farktır aslında. XX. yüzyıl başında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki İtalyan göçmenleri, diyelim ki bir metre altmış santim boyundaydılar, hâlbuki torunları bir metre seksen santime vardılar bile.