Melike

10/10
·840 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2021 02:37
Yazık bize! Bana da yazık! Bu yaşıma gelmişim Aziz Nesin'le yeni tanışıyorum. Şu kitabı 110 kişi okumuş koskoca sitede. Kendimden utandım.. Bunu mazeret diye söylemiyorum ama, bizim kuşak oldukça garip, arada sıkışmış, modern çağa adım atmaya çalışan, ama bir taraftan da "aman ha adım atmayın, ahlâk elden gider, din elden gider, vatan elden gider, kâfir olursun, komünist olursun, anarşik olursun!" diyenler tarafından yaka paça çekiştirilen bir nesildir. Aziz Nesin yasaklı, tehlikeli yazarlardandı bizim için. Eğitim hayatım boyunca bir kere bile kendisinden ya da eserlerinden bahseden bir öğretmenim olmadı. Şiirlerle uyutulduk, suya sabuna dokunmayan yazarlarla uyuşturulduk. Aziz Nesin'ler, Nazım Hikmet'ler, Sabahattin Ali'ler ya ateistti ya da vatan haini. Evet Aziz Nesin ateistti, ama misyoner falan değildi. Gençleri dinden çıkarmak gibi bir derdi yoktu, kitaplarını okuduğunuzda böyle bir uğraş içinde olmadığını da göreceksiniz. Yani adam kendine kadar ateist, millete dağıtmaya niyeti yok. O ve arkadaşlarını yakmaya çalışanların iddia ettiği gibi kadınlarımızın ve kızlarımızın namusunda gözü yok. Kendi sözleri ile şöyle açıklıyor durumu: "Evet ben bir ateistim. İnananlara, inançlara saygı duyuyorum. ''Ben genelde 400 yıl önce ne olursa olsun, en doğru sözler olsun, bugün aynen onların yürürlükte kalmasından yana değilim. 700 yıl önce, 750 yıl önceki Mevlana da öyle, tabii bunların içinde ölümsüz değerde sözler elbette vardır. Ama o felsefe bütünüyle bugüne ait uygulanamaz ve o yüzden ben Müslüman değilim, yoksa Kuran’da da güzel sözler var. 1300-1400 yıl önceki sözlerin, kimin sözü olursa olsun, eskimeyeceğine inanmıyorum. Eskimiştir." 8 Yaşında hafız olmuş, yıllarca her türlü dinî eğitimi almış, müslüman doğmuş bir adamı da bu açıklamayı yapmak durumunda bırakmışlar.
Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle GitmezAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2015245 okunma
Reklam
6/10
·208 syf.··
2020 188. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2020 17:52
Hiç kıvırmadan söylüyorum, kitabı beğenmedim. Palahniuk kitabı silah zoruyla yazmış sanki. Ya da kuzeni yazmıştır. Üçüncü ihtimal de, Dövüş Klübü'nden sonra gelen aşırı ego etkisiyle "ben bu saatten sonra osursam satar" gibi saçma bir düşünceye kapılıp yaratıcılığı ve "yuh bu da nerden çıktı?!" dedirten absürtlükleri sallamış olabilir. Ama bakıyoruz ki, sonraki kitaplarında kafa yakan süprizlere devam etmiş. Yani Chuck'ın konu örgüsü, kurgusu ve dili, bir seri katil titizliğiyle uyguladığı bir metoda tabidir aslında. Modus operandi bellidir. Ama bu kitap seriyi bozmuş. Ayrıca çok açık vermiş hikayeyle ilgili. Düşünme tarzını bildiğim için, karakterleri tanıttığı andan itibaren olayın gidişatını ve karakterlerin geleceğini tahmin edebildim. Bu da okurken heyecandan nasibimi alamamama sebep oldu ki Palahniuk kitaplarının en çarpıcı yanlarından biridir meraklandırıp heyecan yaratmak.. Chuck'ın pornografik diline alışık bir okur olarak söylüyorum; burda öyle bir dil yok. Çünkü adı üstünde pornografinin ta kendisi var. Pornografiyle alâkası olmayan konularda bile o dili kullanmayı sever, ama bu biraz fazla olmuş. Hardcore porn desem yeri. Dolayısıyla fazla bayağı. Bir diğer eksiyi de burdan aldı. Bir diğer konu da; kapitalizmi, popüler kültürü, insanlığın gidişatını v.s. rahatsız olduğumuz hemen her konuyu, her fırsatta topuyla dans eden Messi gibi oynaya oynaya eleştiren, eleştirirken sanat icra eden adam, sanki Rtük'ten ceza yemiş gibi sus pus olmuş. Nerde sistem eleştirisi? Nerde taşlamalar? Nerde "bu da mı gol değil be?!" dedirten, tam yerine rast gelen manzaralı aforizmalar? Dövüş Klübü, Ninni, Tıkanma gibi şaheserler yaratmış adama yakıştı mı? Cık cık cık.. Ayrıca şöyle bir durum da var: Tyler Durden ya da Victor Mancini gibi karakterleri her ne kadar kaçık olsalar
Ölüm PornosuChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20214,073 okunma
7/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2020 187. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2020 03:49
Çocukluğumdan beri bildiğim bu hikayeyi 40 yaşında okuduğumda, bilmediğim bir hikaye okuduğumu farkettim. Bazen gençliğimde okuduğum kitapları tekrar okurum ve asla ilk okuduğumda hissettiklerimi hissetmem. Bu da "bir kitabı asla iki defa okuyamazsınız" önermesini doğruluyor. Gerçek aşkla sevilen bir canavarın insana dönüşmesi bir metafor mu diye düşündüm. Bilmiyorum belki de gerçek olamayacak kadar güzel bir hayaldir. Sevmek mi insanı değiştirir, sevilmek mi? Ya da şöyle sorayım: "Tekme ve tokatla düzeltemediğimiz insanları sevgimizle iyileştirebilir miyiz?" Ya da olay aslında şu mu: " Çirkin hep çirkindir. Değişen o değildir. Ona sevgiyle bakan gözlerdeki yansımasıdır." Peki Çirkin'i gerçek aşkla sevmesi gereken kişi neden güzeldir? Çirkin biri olsaydı ya. Çirkin neden gerçek aşkı bir güzelde aradı? Bu neden dünyanın en güzel kızı olmak zorundaydı? Çirkinler güzel sevemez mi yani? Sadece güzeller mi gerçek aşkı bilir? Ya şu değişim olayı şart mı? Sevilen kişi ille de mutasyona uğramak zorunda mı? Sevilmenin karşılığı kendini değiştirerek mi verilir? Bir şeylerden fedakârlık etme zorunluluğu gerçekten de gerekli midir aşkta? Biliyorum, incelemeden çok bir soru yağmuruna döndü bu. Ama cevapları bulamadığım için soruları sormak durumundayım. Kafam hayli karıştı. Bir çocuk masalından dolayı hayatı bu kadar sorgulayacağım aklıma bile gelmezdi. Bir yaşıma daha girdim. Son bir soruyla incelemeyi bitirmek istiyorum: "Güzel, Çirkin'in öldüğünü sandığında onu sevdiğine kanaat getirebildi ancak. İnsanoğlu kaybetmediği şeyleri sevebilme kabiliyetine neden sahip değil? Gerçekten bu kadar geri zekalı mıyız? Yoksa böyle şeyler sadece masallarda mı olur?"
Güzel ve ÇirkinMadame de Beaumont · Arkadaş Yayıncılık · 2015774 okunma
Bir miktar spoiler içerebilir.
10/10
·313 syf.··
Beğendi
·
2020 139. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2020 22:40
Allah'ım sen bizi Lautreamont'un sonsuzluk kadar uzun cümlelerinden koru. Uzuuun uzun, bitmeyen cümlelerle cebelleştim kitap boyunca. "Nerden başladım, nereye vardım" derken defalarca okuduğum cümleler oldu. Hattâ bazısını ukalâlık yapıp (kesin bu cümlede ya bir anlam bozukluğu ya da gramer hatası vardır diye) ben buradaki yanlışı bulurum niyetiyle okudum. Yoktu.. O kadar uzun cümlelerde ne bir mantık hatası, ne bir eksik ne bir fazla hiçbir şey yoktu. Lautreamont o kadar ego kasmakta, herkese meydan okumakta, pek çok edebiyatçıyı eleştirip ti'ye almakta haklı. Gerçekten müthiş bir dili var. Kusursuz bir anlatımı, pürüzsüz betimlemeleri ve çok cesur bir kalemi var. Okuduktan hemen sonra "ben ne okudum ya?!.." triplerine girdim. Kendimi gerzek gibi hissettim. Üstüne düşündükçe ve alıntılarımı tekrar okuyunca anlayabildim ancak. Kitap Maldoror'un insanlarla ve Tanrı'yla savaşını anlatıyor. Mecazi bir savaş değil. Bir iç isyan değil. Gerçek bir savaş. İnsanları öldürdüğü, Tanrı'yla yüzyüze geldiği ve gerçek bir temas halinde hakaretlerle, darbelerle vs. Tanrı'yla vuruştuğu bir savaş. Maldoror bir canavar. Aslında insanın bütün kötülüklerinin birleşip vücut bulduğu bir yaratık. Erdem ve ahlaktan nasibini almamış salt kötülük. American Horror Story'deki şu müthiş replik gibi: Some people are JUST evil.. Maldoror onlardan biri. Yazarın çiçekli böcekli aşk hikayelerine karşı yarattığı düşsel bir varlık. Zaten pek çok yazarı ve şairi yerin dibine sokmuş. Anladığım kadarıyla Maldoror yazarın, pasif ve ahlaklı (yani suya sabuna dokunmayan) edebiyata baş kaldıracak bir cesaret örneği olarak can verdiği bir karakter. Söylemek istenip de söylenemeyenleri Maldoror'a söyletmiş. Yapılmak istenip de yapılamayanları Maldoror'a yaptırmış. İnsanın aslında ne kadar iğrenç bir mahluk
Maldoror'un ŞarkılarıComte de Lautréamont · Kırmızı Yayınları · 2012677 okunma
Puan vermedi·117 syf.··
2020 94. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2020 20:20
Önce alıntıları okuyun lütfen.. #74955250 #74957246 #74965449 Soyadını telaffuz edemediğim yazarın da bazı şeyleri telaffuz etmekte zorlandığını farkettim. Annesi tarafından kafası karıştırılmış bir çocuk olarak büyütülmüş yazar. Kitapta annesinin hastalığını ve ölümünü anlatırken, kadınlara da hayli giydirmiş. Annesinin yasını tutan bir erkek evlat bu konuda hoş görülebilir diye mi düşündü acaba? Kadınlara karşı nefretle büyütülmüş bir adamın hezeyanlarını, istemesem de bir şekilde anlamaya çalıştım. Ama bir kadının hemcinslerinden tiksinmesini bir türlü anlamlandıramıyorum. Kitabı okuyalı bir kaç gün oldu. O zamandan beri düşünüyorum bunu ve bugün uyanan bir fikir eşliğinde inceleme yapmaya karar verdim. Fikir şu: Kadınlardan nefret eden bir kadın, muhtemelen ya sevgisiz bir anne tarafından büyütüldü, ya da akıl sağlığı ile ilgili bir problemi var. En azından ben böyle düşünmek istiyorum. Alıntılardan da anlaşılacağı gibi, yazar bazen kadınların aslında erkeklerden bir farkı olmadığını, cinsiyetçi yaklaşmadan herkese insan olarak bakmak gerektiğini savunayım demiş ama pek inandırıcı gelmedi bana. Çünkü bir sonraki sayfada, yumuşatılmış söylemlerini çöpe atıp saldırmaya devam etmiş. Kadının değersizliğinin yaradılıştan değil de, erkeklerin hödükçe davranış ve bakış açılarından kaynaklandığını bir iki yerde ima etmeye çalışsa da bana yeterli gelmedi. Okurken ziyadesiyle gerildiğim bir kitap oldu. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Kadını ikinci sınıf gören kadınlara geçmiş olsun diyelim. Bu görüşteki erkeklere de bir sorum var: Siz üstün varlıkken, hayatınızı ikinci sınıf sefil bir türle nasıl paylaşabiliyorsunuz? İncileriniz dökülmesin?! Böyle düşünen, kadınları küçümseyen ve
Post-MortemAlbert Caraco · Sel Yayıncılık · 2020752 okunma
Reklam