Kendi olarak, sana gelen —
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen—
sensiz de olabilecekken, —
senin ile olmayı seçen —
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan —
O, işte...
Sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da.
Senin beklemen bir boşunalık duygusudur yalnızca; gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamayacakların düşlenmesi boyuna ve boşuna bir düşüş oysa o, gelişmektedir. Sana doğru. Sen hiç bilmeden beklerken, bilmeden.
Senin beklediğindir o; ama sen, bilmiyorsundur. Gelmeyeceğini sanarsın. Yıllar geçtikçe, hatta, hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın, artık hiç gelmeyeceğinden.
Senin beklemen: hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur; bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine — hatta bitiremeyeceğini de bildiğin birçok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek, bir ayartı kadar keskindir artık.
Oruç Aruoba
sen tamamiyle boşvermeye karar vermişken geldi o : bütün yönelimini değiştirmek için nasıl da zor bu; ama, nasıl da güzel, yeniden canlanmak — yaşamının toz tutmuş hayallerini silkeleyip bahar güneşine çıkarmak kendine yeniden bir yeni yıldız seçip, gökyüzü haritanı yeniden çıkarmaya girişmek...
◇ Hani ◇ Oruç Aruoba ◇
geçmişsinizdir biribirinizin yanından
ya da bir şehirden bir şehire aynı zamanda göçmüşsünüzdür,
iki gezgin gibi- ama, biribirinden habersiz...
Oruç Aruoba :)))