·520 syf.····Okunma: 09 Mayıs 2021 18:37 Mart… Bir mücadelenin öyküsü mü? Hayır. Martin Eden umudun trajik masalıdır. Kitap yayımlandıktan yıllar sonra Jack London şöyle bahseder kitaptan; “ben bu kitabı bireyciliğe eleştiri olması maksadıyla yazdım, demek ki becerememişim çünkü kimse anlamadı.” İnsanların bireyciliğin yüceltildiğini düşündüğü bu eser aslında bir taşlama idi. Son bölümde Mart’ın intiharı bu eleştiriyi destekliyor gözükse de bende kitabı okurken bireyciliği eleştirdiğini düşünmedim. Sanki Mozart edası ile bir bireycilik senfonisi gibi kulaklarımda yükselmişti martin. Her ne kadar eserin sonunda martin ölse de bu onun ve onun savunduğu değerlerin yanıldığının kanıtı olmaz, olamaz. Çünkü martin tatminlik ile ölmüştü. O ona inanmayanlara göz kırparak ölmüştü. Onun kaybettiği ne vardı ki? değersiz insanlarla geçireceği değersiz bir hayattan başka. O sadece bunu tercih etmek istemedi.
Martin bir “ubermesch”’ti. O burjuvazi putlarının alacakaranlığından sıyrılan bir ışıktı. O günlük hayatta yaşadığımız hayal kırıklığının bir roman karakterine bürünmesi. Hepimizden bir parçaya sahip martin. Hepimiz yaşamışızdır bunu, bir olguyu ya da bir kişiyi tanımadan onun hatasız olduğunu düşünürüz. Aşk’tır bu, çünkü aşk bilinmeyene duyulan bir arzudur. İnsan sadece ve sadece tanımadığına birisine âşık olur. Çünkü bilmediği özellikleri kendi arzusuna göre doldurur ve o kişinin üstüne aslında var olmayan bir “şey” yaratır.
İşte martin de tıpkı bunları yaşamıştır. Düz yolda bile yürüyemeyen bir denizci iken başını kaldırıp bir burjuva kızına vurulmuş. Ona ulaşmak için o kadar çaba sarf etmiş ki basamakları çıktıkça o derin ve entelektüel olarak tahayyül ettiği burjuvazinin. Donuk samimiyetsizliğine tanıklık etmiş. Her şeyin statü için yapıldığı bu dünyaya giren martin bu kadar çabanın bu alacakaranlık için olduğunu anlayınca yaşadığı hayal kırıklığı altında ezilmiş bizim gibi. Umutlarının altında parçalanan Martin’in yaşadığı başıboşluk ve hissizlik insan yaşamının parçası olsa da martin eden için finalin habercisidir.
Martin için Amerikan rüyası gerçekleşmiştir. Ama zirve bahsedildiği kadar ütopik bir diskura sahip midir? Hayır, zirve yalnızların yeridir. Yalnızlıkla mutlu olanların yeri.
Martin, insanlar seni açken yemeklere davet etmezken, kitapların yayımlandıktan sonra tüm kutlama ve toplantılarda onur konuğu oldun. Tıpkı senin dediğin gibi martin o kitaplar yazılmıştı!
Sen sefil halde gezerken o kitaplar dergilerden ret yiyip duruyordu. O kitaplar yazılmıştı! Ve sen hiç değişmediğin halde, sırf ünlü olduğun için yüzüne bakmayan insanlar peşine kuyruk oldular. Ama o kitaplar yazılmıştı! İşte mart bu burjuvazi! Hayali ile ayakta durduğun güdü. Dünyanın soğuk ikiyüzlülüğüne hoş geldin mart. Ve hoşça kal martin.