Yurdumuzda en çok çekenler, dert içinde, bela içinde olanlar kadınlarımızdır. Yüzyıllar boyu onların başlarına gelenler hiç kimsenin başına gelmemiştir.

Bazı yerlerde kara çarşafa sokmuş umacı etmişiz. Gözünden, gözünün kirpiğinden başka yerlerini göstermesine izin vermemişiz. Askere gitmiş, dokuz yıl, on yıl, kucaklarına bıraktığımız çocukları ile onları kurak toprağın, kıtlıkların, salgınların, açlığın pençesine vermişiz. Bir daha dönüp de arkamıza bakamamış, arayamamışız. Anadolu bir gurbetçi yurdu olmuş, bunun acısını bizlerden çok onlara çektirmişiz.

Hocaların, din adamlarının korkunç baskıları da cabası. Bugün bile camilerde vaaz verenlerin başlıca konuları kadınlar. Bir adım ileri atamasınlar, azıcık olsun insanlık onuruna, bağımsızlıklarına kavuşamasınlar diye başlarında demir dövüyoruz. Bir camide hiç vaaz dinleyeniniz var mı son zamanlarda? Neler neler söylenmiyor onlar için. Yirminci yüzyılda insan soyunun yüzünü kızartacak cinsten. Bir kadın iğne kadar yerini gösterirse yetmiş yıl cehennemin kızıl yalımları arasında yanacaktır. Bir kadının saçından kaç tel görürse bir erkek, o gösterdiği tellerin her biri azgın yılanlar olup boynuna sarılacaktır, kadının.

Anamız, avradımız, tarlamızda iş arkadaşımız, bir yastığa baş koyduğumuz, öküzümüz ölünce tek öküzümüzle çifte koştuğumuz bu cefakar insan soyu çok kötü durumda.

Sıkışınca, canımız çekince, paramız olunca dördünü beşini, kırkını birden evimize sokup cariye, karı diye hapsettiğimiz…

Bunlar o başbelası Yemeni, harpleri, yoklukları görmüşler de şöyle doğrulup ayağa kalkmamışlar, yeter gayrı diyememişler. Başkaldırmaları acı bir inilti halinde kalmış. Kocalarını, çocuklarını ellerinden alan Yemen için, harpler için, salgınlar için ancak şu kadarcığını söyleyebilmişler:


Merhametsiz padişahlar askeri
On senedir bekletirler Hicazda
Genç iken kocadım yitirdim yari
Soyka Yemen yiğit koymadı bizde
Ne olur karlı dağlar ne olur
Asker yarim gelse yarelerim eyolur

Padişaha söylen yari göndersin
Bu kanunu bu zakkumu döndürsün
On seneyi bir seneye indirsin
Hiç mi merhamet yok Sultan Azizde
Ne olur…

Anadoluda ağıt söylemesini bilmeyen hemen hemen hiçbir kadın yoktur. Acılarını, çekmişliklerini ancak türkülere dökebilmişler. Duygululukları keskin kılıç olmuş. Duyanı biçen.

Karadenizde bütün erkek işlerini görenler, tarlayı süren, ekini biçen, sırtında taşıyan, odunu kesen kadınlardır. Karadeniz erkekleri yatarlar, kahvede kağıt oynarlar. Doğrudur. Ben de gördüm. Karadeniz bir gurbetçi diyarıdır. İster istemez kadın, evde bulunmayan kocasının yerini alacak. Orta Anadoludan geçerseniz tarlalarda çift süren kadınlar göreceksiniz. Bu da onlara Yemenin, bitip tükenmeyen harplerin hediyesidir. Egede bir süngerci köyü bilirim, erkeklerinin hemen hiçbirisi erkek işi bilmez. Tarlayı kadınlar sürer, ekini de onlar kaldırırlar. Çünkü yılın altı ayı erkekleri denizde.

Medeni Kanun var. Hem de en mükemmeli diyorlar. Ama hala erkeklerin büyük bir kısmı iki evli, dört evli. Fıkaralarda kadın bir üretim aracı. O yüzden iki ve dört. Çalıştırıyorlar. Zenginlerde de bir zevk aracı. Onlar da o yüzden. İki evliliğin trajedisini bilen var mı? Halk edebiyatımız iki evliliğin kadınlarımıza yaptığı işkencenin türküleri, efsaneleriyle dolu. İğrenç, korkunç acı…

Önceki gün bizim gazetede Diyarbakırdan verilmiş bir haber vardı. İki genç köylerinden bir kıza talip olmuşlar. Kız kimi isterse ona verilmeli değil mi, bundan tabii ne olabilir. Efendim, delikanlıların her birinin bir horozu varmış ki, dövüşken. Kızın babası demiş ki, horozları dövüştürün, hanginizin horozu döverse kızımı ona vereceğim. Bir tanesinin horozu dört saatlık savaştan sonra ötekini dövmüş. Muzaffer horozun sahibi de kızı almış. Yenilen horozun sahibi de kendi horozunu kesmiş. Keser ya. Hakkı değil mi?

Kadın hayatı hala bizde büyük bir trajedi. Otuz bin lirayı alıp yetmişinde bir kocaya kız verenler mi yok… Sevdiğinden ayırıp, birkaç kuruş fazla verdi diye, kızı başkasına verenler mi yok… Saymakla bitmez. Ve kadınlarımız bu çağda bile bir pazar metaı.

Dostunu söyle, kim olduğunu söyleyim derler, bir söz vardır. Kadınlarının durumunu söyle, uygarlık dereceni söyleyim!

Kadınlarımızın kurtuluşu da eğitime bağlıdır. Gene söylüyorum ki, Köy Enstitülerini kapatanlar iyi etmedinz.

13.9.1959