Ebedi dönüş kavramıyla başlayan eser dört ana karakter üzerinden düşünce yapıları, içsel sorgulamalarla ve aile ilişkilerinin ele alınışıyla akıp gider.
Thomas; cinselliğin, doyumsuzluğun, umursamazlığın, çokeşliliğin ve arayışın simgesiydi.
Teresa; anaçlığın, sadakatin, kırılganlığın ve tekeşliliğin vücut bulmuş hali.
Roman boyunca bu iki uslanmaz karakterin iç çatışmaları yoğunluktadır. Arka planda ise Çekoslovakya'nın Rusya'nın işgali altındaki dramına şahit oluyorsunuz.
Kitapta en çok beğendiğim cümle ise açık ara 'Tek bir yaşamımız olduğundan tutkumuzun peşine düşsek mi? düşmesek mi? bunu sınayacak deneyler yapamayız.' oldu.
Ve Teresa'nın şu cümlesi eminim herkesin aklında yer etti.
'Hayat benim için çok ağır ama senin için çok hafif. Ben katlanamıyorum bu hafifliğe, özgürlüğe. Yeterince güçlü değilim ve güçsüzlerin ülkesine geri dönüyorum. Prag'da sana sadece aşk için muhtaçtım. İsviçre'de ise her şey için.'
'Eminim başka bir şey de anlatıyordu ama ben yakalayamadım!' hissi ile beraber ciddi bir konsantrasyon gerektiren bir kitaptı benim için. Bunun haricinde gerçek zaman ve olay geçişlerini çok beğendim. Anlamlı bulduğunuz cümleleri tekrar tekrar okumak için altını çizmek gibi bir alışkanlığınız varsa kalem elinizden düşmeyecektir.
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera