·479 syf.····Okunma: 10 Ocak 2022 12:24 İnsana, insanlığa, drama, sefalete veya bütün o ışıltıya rağmen yoksulluğun en sıra dışı örneklerinin bulunduğu Rus dünyasındayız yine. Karşımızda Dostoyevski’nin bile dile getirmekten çekinmediği; ‘Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.’ cümlesinin kahramanı Gogol var ama bu sefer Ölü Canlar’ı ile …
Hayatı boyunca hastalığın pençesinde kalmış, döneminin kurbanı olup adını bile koyamadıkları bir hastalığı tedavi etmeye çalışmış insanların insafına kalmış bir histerik kendisi. Hatta hastalığını kendi sözcükleriyle şöyle tanımlar: “Alışılmış dönemsel hastalığımın tutsağıyım yine; iki üç hafta boyunca odamda kımıltısız kalıyorum, kafam odunlaşıyor, dünyayla bütün bağlarım kopuyor.” O bu hastalıkla cebelleşirken doğuyor Ölü Canlar’ın ilk ışıkları ama gelin görün ki yarım kalıyor bu güzelim kitap.. Kitabın ilk cildindeki sıkıntılı insan tiplemelerinden boğulan yazar ikinci cildi için daha olumlu insan tipleri oluşturmak ister ama yapamaz -insanlar böylesine kötüyken; o iyimser olamadıysa kim suçlayabilir ki onu- ve hatta bunun için hacca bile gider ama ne yazık ki faydası olmaz, ikinci cildi dair bütün el yazmalarını ateşe atar bu yüzden kitap iki farklı kişi tarafından yazılmış gibidir. Özellikle Dantevari bir anlatımla üç ciltten oluşması planlanan kitap; cehennem tavsiri yapıldıktan sonra devamı gelmez ve öylece yarım kalır. Zaten yeterince ateşli bir bunalım batağında olan yazar ateşe atılan kağıtlarla birlikte küllere dönerek bir özkıyım ile ayrılır aramızdan. Ateşe atılanlardan kurtulanlar editörlerce tamamlanır ve kitap bütün eksiklerine rağmen günümüze ulaşmayı başarır.
Kahramanımız Çiçikov ise tipik bir Rus insanıdır, ne eksik ne fazla. Güler yüzü, saygılı ve sevimli yanı ile insanlar üzerinde olumlu intiba bırakan ama onları sömürmekten de geri kalmayan; birçok yönü ile de hangimiz fırsat bulunca bir diğerinden faydalanmaz ki dedirten biri. Bildiğimiz insan işte. Dönemin feodal yapısına bir saldırı niteliği taşıyan anlatımı ile belli kesimlere ağır ve mizahi eleştiriler de sıkça yapılmaktadır.
"Hayat nedir? Acılar vadisi. Dünya nedir? Hissiz insan kalabalığı."
Hangimiz hissiz insan kalabalığında hayatta kalmaya çalışmıyor ki? Onca kalabalığa rağmen tek başınalık ile..