·779 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Şubat 2022 16:18 Dostoyevski bu eserinde, sara hastasi bir genç adamın merkezine yerleştirdiği bir dünyada dürüst ve açık bir insan olarak yaşamanın zorluklarına değinmekte ve toplumun iki yüzlü bir sistem üzerine dayanarak ayakta durduğunu gözler önüne sermektedir.
Prens Mışkin, sara hastasıdır . Tedavi gördüğü İsviçre’den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mışkin, tam bir ermiş kişidir sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zeka sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler...Budala... Toplumsal ilişkilerin saf çıkarcı anlayış üzerine kurulduğu, iyiliğin ve ahlakın hiçe sayıldığı bir ortamda iyi niyetli, temiz kalpli yardımsever bir insan olursan tabii ki "Budala" derler adama. Çünkü dünyamız içten, kin ve haset gütmeyen, yüreği sevgi dolu insanları böyle nitelendirir. Fakat kimse kabul etmez bu gerçeği. Hepimizin yaşamında ' başıma ne geldiyse iyi niyetim yüzünden geldi ' dediğimiz anlar vardır. Mışkin bu cümleyi belki de hiç kurmadığı için " Budala " olarak adlandırılıyor. Sanırım ben bu cümleyi geç kullanmaya başlamak farkı ile Mışkin'den bir adım öndeyim. Mışkin'in öyküsünü özgün kılan etken onun budalalık derecesine varan iyi niyetinden sonuna kadar vazgeçmemesidir. Müthiş bir roman...