Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 11 Şubat 2022 19:16 İhsan Oktay Anar; düşle yoğurulan hikayelerin ustası. İlginç maceralar peşinde koşan sıra dışı karakterler, felsefe ceketi ile yine İstanbul’da, bu kez parodi ile karşımızda.
Kitap üç bölümden oluşuyor: Baba, Oğul ve Hayalet. İlk bakışta bir teslis inancına gönderme sanılsa da okuyunca bunun öyle olmadığını anlıyoruz.
İlk bölüm “Baba” nın girişinde Abdülhamid olduğunu anlaşılan padişah hazretlerinin sarayında geçen uykuyla uyanıklık arasında bir düş sahnesi var. Aslının yedi yüz ellide biri ölçüsündeki Dersaadet maketi ile yazarın büyülü gerçeklik dünyasına hoş bir kapı ile giriyoruz. Bu büyülü dünyada İstanbul’da cereyan eden tuhaf vukuatlar ve mübarek zat-ı şeyhlerin cinayeti vakıası olmaktadır. Sonrasında yıllar evvele dönülerek Paşaoğlu denilen batılılaşmacı bir karakter ile tanışıyoruz. Paşaoğlu bir gün girdiği iddiayı kaybedince Sorbon tahsilli ilmini Hak yoluna adamaya hükmedilir. Buradan ise yine “vaktiyle…” denilerek yazarın her kitabında alter ego olarak hizmet eden, okuruna tanıdık gelecek bir karaktere “İhsan Sait”e geçilir. İhsan Sait “baba”dır.
İhsan Sait servet peşinde koşarken bir süre sonra Paşaoğlu’nun yerine geçince anlarız ki bu kitap onun hikayesidir. Bir süre sonra oğlu olduğunu iddia eden Ali İhsan ve isimsiz mektuplar hikayemizi bilinmeze sürükleyip esas hikâyenin ortasına atar. Alman mühendislerin ve Japon teknolojisinin yardımıyla inşa etmeye çalıştığı tayyareden sonra “Oğul” bölümünde Ali İhsan’ın Sarıkamış’ta donarak şehit olduğuna tanık oluyoruz. Son bölümde 1934 yılında hayalet olarak karşımıza çıkan İhsan Sait bize yedi uyarlar ile kitabını yazdırıp nihayete erdi.
Kitabı cinayet romanı gibi başlatıp, bilimkurgu romanı gibi devam ettirip, tarih eleştirisi yapan bir parodi şeklinde bizlere yansıtıyor yazarımız. Yine ustaca kullanılan dil zenginliği bu göndermelere çok güzel yardımcı oluyor. “Zaman” meselesini de kitabın odağı yapan yazarımız alemlerin ve insanın yaradılış söylemi odağında yakın tarihe, bir bakıma Türk insanına ve zaafların asilleşmesine, erdemlerin ardındaki günahkârlığa odaklanmamızı istiyor gibi.
Yeni kitabı “Tiamat” öncesinde güzel bir okuma ile yeni kitabına hazırlanmak güzel bir keyifti. Yazımı kitapta en çok beğendiğim beni güldüren, gayet felsefik ve tüm bir insanlık birikiminin özeti diye görebileceğim bir diyalogu da ekleyerek bitirmek istiyorum.
“Eflatun nam bir feylesof, ‘Bu dünya, fikirler aleminin bir taklididir.’ dediğinde, Fars Kralı Dârâ, ‘Nah! Asıl fikirler, bu dünyanın bir taklididir!’ demişti.”