Bastığın yeri toprak diyerek geçme tanı artık. O betondur, senin yeni vatanın. Ağaçlar
vavelyalar atar, topraklar feveran eder, gökyüzünden yağmur değil bulutların medmaları
akar. Fakat onlar bile temiz değildir artık. Kir akar, kan kusar, sessiz çığlıklar atar. Ne yeşilin
rengi yeşil, ne mavinin rengi mavidir.
Cevher Bican, 17 yaşında köyden şehre çalışmak için gelen bir gençtir. Fakat o aslında her
şeydir. Korkuları, ümitleri, hayal kırıklıklarını, beyhude çabaları ve en nihayetinde insanları
temsil eder. Çok büyük umutlarla geldiği bu şehirde grevle hakkını ararken canhıraş bir
biçimde emri hak vaki oldu. İnsanlar geçim derdinden, iş koşuşturmacasından ibadetlerini,
manevi değerlerini dahi namütenahi bir biçimde unutmuşlardır.
Hiçbir şeyin rengi belli değildi. Kül renginden başlayıp kara kurum siyahına doğru yayılan
bir gri örtü her şeyi kaplıyordu. İnsanların yüzlerini, çocukların saçlarını, evlerin, bacaların,
yaprakların her şeyin, her şeyin üstünü örtüyordu. İnsanlar bu kül rengi dünyayı kaybetmek
istiyorlardı. Masmavi lekesiz bir gök, parıl parıl güneş, kilometreler boyu uzayıp giden
yemyeşil otla kaplı bir yayla, atların arasından kıvrıla kıvrıla akan beyaz çakıl taşlı dupduru bir
çayla bezeli, yepyenı bir ütopya tahayyül ediyorlardı. Rüzgar kekik kokuyordu. Derede
alabalıklar vardı. Ama bu yalan dünya geldiği gibi ansızın gidiyordu düşlerinden.
Eserin zaman çizgisi, tam seksen sene öncesi. Sanayileşmenin hızlandığı, köyden kente göç
eden insanların şaşkınlığı, garibanlığı. Kır-kent, emek-sermaye çatışmalarının arasında kalan
insanların anlandırma ve mücadele etme çabası... Yitirdiklerimizi koyuyor yazar önümüze.
Yediklerimizle, içtiklerimizle, soluduklarımızla, yaşadıklarımızla modern hayatı yüzümüze
vuruyor yazar. Hayat koşuşturmacı içerisinde ihmal ettiklerimizi...
Seydali’nin nefsinde nefsimizi, Bican’ın utangaçlığında saflığımızı, Zülküf Ağa’nın ölümünde
vicdanımızı sorgulatıyor. Makinaların yozlaştırdığı duygularımızla, klor kokan ellerimizle,
filbahriden bihaber modern hayatlarımızla hepimiz aslanı tilkiye boğduran düzenin birer
parçasıyız. Müsterih olmak bilmeyen nefsimizle, Ulu’l-Emr’e tıkalı kulaklarımızla suları
yokuşa akıtmaya çalışıyoruz. Hepimiz endişeli, şaşkın ve yabancı birer güruhuz