Falih Rıfkı Atay 11 Kasım 1938'de "En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır. Ömrümüzün ve Türk tarihinin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü." demişti...
Bu anekdotun kitapla bir ilgisinin olmadığını belirteyim.
Sahnenin Dışındakiler'i okuduğunuzda Atatürk kitabın hiç bir yerinde bahse konu olmasa da, 'ana sahne'nin sürekli göz önünde tutulması O'nun perde arkası varlığını hissettirmeye yetiyor. Falih Rıfkı'nın o itirafını belirtmemin nedeni sahnenin dışı ve içinin yakın tanığı olan birinin ifadesinden, Tanpınar'a Sahnenin Dışındakiler'i yazdıran realiteye önem atfetmemden..
Kitaba gelince..
Sahnenin Dışındakiler 1920'de işgal altındaki İstanbul'dur, sahne içi ise Anadolu.
Anadolu 1nci Dünya Savaşı sonrası o ateşten günlerini yaşarken, batmakta olan bir imparatorluğun sosyal kargaşasından bir yaşam kesiti sunulmuş Ahmet Hamdi Tanpınar kalemiyle.
Sahnenin içine 'oyuncu' yetiştiren milli bilincin harmanlandığı yeraltı faaliyetleri ile, şehrin sokaklarında işgal bürokrasisinin sıkıntılarıyla mücadele eden entelektüel karakterlerin biçim vermeye çalıştığı yeni toplum modeli arasındaki ilişkiyi bir sahne gerçekliğinde izleme fırsatı buluyoruz.
Sahne dışı, 72 milletten harp vurguncularının uğrak yeri iken, sahne içinde yangın vardır.
Sahne dışı batan bir imparatorluğun boşa çıkan makamları için birbirlerinin ayağının kaymasını bekleyen gözden düşmüş devlet adamları ile dolu iken sahne içindeki yangın sürmektedir..
Sahne dışı, değişen yaşam koşullarına yeni yeni fırsatçılar yetiştirirken sahne içinde halâ yangın vardır. .
Ahmet Hamdi Tanpınar'a minnetle...
Keyifli okumalar _II_