SPUTNIK SEVGİLİM, H.Murakami
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2022 163. kitabı
SONSUZLUĞA SALINMIŞ KAYIP BİR ROMAN Sputnik Sevgilim Bir aşk romanının Rus uzay uydusu Sputnik ile ne ilgisi olabilir? Eğer bu sadece bir aşk romanı değil de varoluş felsefesi, metafizik, paralel evren hatta astral öğeler barındıran bir Murakami romanı ise Rusların Sputnik uydusunun bile bu romanın adıyla içeriğiyle ilgisi olabilir. Şaşırmamak lazım. ‍️ Romanda kısa bir girizgah ile bu konudan bahsediyor yazar; 1957’de Rusların ‘’Sputnik 2’’ uydusunun kobay köpeği olan ‘’Laika’’nın trajik bir hikayesidir bu. Laika, Rusya’nın sıradan sokak köpeklerinden biridir. Lakin uzaya çıkacak ilk hayvan olarak seçilmiştir. Bahtsız bir hayvandır. Çünkü, dönem itibari ile bilimsel veriler kısıtlı olduğu için canlılar üzerinde uzayın etkileri henüz net olarak bilinememektedir. Bu sebeple sokak köpeği Laika, bir daha geri dönmemek üzere tasarlanan bir uzay yolculuğuna kobay olarak gönderilecek, bağlantısı kopan uydudan ve Laika’dan bir daha asla haber alınamayacaktır. Yerinden yurdundan edilmiş, sonsuz boşluğa salınmış bahtsız bir canlıdır, Laika. ‘’Sputnik Sevgilim’’ adı ise bu hikayeden gelmektedir. Ucu sonu belli olmayan, sonsuz boşlukta salınan, varoluşsal sancılarla savrulan insanların romanıdır; “Sputnik Sevgilim”. Eserin kitabın sonuna kadar sürükleyici devam eden romanın belki de sonunun belirsizliği – bir yere varmayan – finali, Sputnik 2 uydusunun köpeği Laika metaforu ile karşımıza çıkmaktadır. ROMANIN KONUSU: Sumire adlı kızın kendinden 17 yaş büyük başka bir kadına aşık olması peşinden sürüklenmesidir. Sumire, Myu’ya aşıktır. Anlatıcı da Sumire’ye aşıktır. Ancak anlatıcının Sumire’nin nazarında statüsü hep sabittir. O, hep sadık bir arkadaşı olarak kalacaktır. Bu üçlü arasındaki sarmal aşk yapısı, eser boyunca sürmektedir. Japonya’da başlayıp Yunanistan’ın mütevazi bir adasına kadar uzanan bu öykü, özellikle ada hayatının betimlemeleri hayal gücünü renklendirmekte, insanı bulunduğu yerden alıp Ege’nin sakin bir adasının ortamının içine bırakıvermektedir. Anlatımı, oldukça keyifli satır araları bol bol çizilecek varoluşsal felsefik hatta metafizik içerikli cümleleri bol bol düşündürecek cinsten. Romandaki kurgusal geçişler, paralel evren ve alter ego kavramlarıyla sağlanmış. Myu’nun lunaparktaki yaşadıkları, Myu’nun bölünmesi, Sumire’nin aniden ortadan kaybolması, Sumire’nin rüyası… gibi keskin ayrımlar, romana ustaca işlenmiş. Varoluşsal sancılar içinde kıvranan bu üç sarmal karakterden öğretmen/anlatıcı karakterinin ruhunun derinliklerinde yaşadığı ‘’Yalnızlık’’ teması çok güçlü cümleler ile nakış gibi işlenmiş adeta. Eğer Murakami okuyorsanız, kitap içinde geçen şarkı isimlerini bir yere not alın derim. Cevher niteliğinde bir müzik arşiviniz olabilir. Ben kitabın arka sayfasına not aldım. Her Murakami kitabında bunu yaparım. Bu şarkı isimlerini toplayıp Murakami Playlist yapmayı bile düşünüyorum. Murakami, hayatın yıpratıcı gerçekliğinden insanı alıp çıkaran kendi büyülü dünyasına sokan usta bir kalem. Eserlerinde Murakami, sonunun bir anda kesilmesi veya bir yere varmaması çok da umrumda değil açıkcası. Büyülü gerçeklik kavramının içinde bir yerlerde olmak, yeterli. Onun tasvirlerini kafanızda canlandırmak, altı çizili diyaloglardaki cümleleri hakkında düşünmek bile başlı başlı fazlasıyla yeterli. Altı çizili satırlar arasında düşünürken boğulmak, Murakami okumanın en keyifli yanı. Bir Murakami kitabı okumak, başka bir Murakami kitabını okumaya tetikliyor. ALINTILAR: ‘’İnsanlar, bir kere olsun vahşi tabiatın içine karışmalı, ne kadar sıkıcı olursa olsun sağlıklı bir tek başınalığı deneyimlemeli. Tamamıyla kendine bel bağlamak zorunda olduğunu keşfedip, sonrasını kendi içindeki gerçeği, içinde gizlenmiş gücü öğrenmeli.’’ ‘’…Hikâye bir anlamda bu dünyaya ait bir şey değildir. Gerçek hikayelere bu taraf ile diğer tarafı birleştirecek, büyülü bir vaftiz gerekir.’’ (Büyülü gerçeklik) ‘’ Ben bu kadına aşık oldum. Bir anda farkına vardı Sumire. Şüphe yok (buz soğuktur, gül kırmızı). Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Bana tek bir seçme hakkı bile verilmiş değil çünkü. Sürüklenip götürüldüğüm tek yer bugüne değin hiç görmediğim özel bir dünya olabilir. Belki de çok tehlikelidir. Orada gizlenmiş olan şeyler beni derinden, öldürücü şekilde yaralayabilir. Şimdi sahip olduğum her şey elimden çıkıp gidebilir. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de. ‘’ Bir tehlike olduğunu ben de biliyorum. Nasıl ifade edebilirim acaba? Bazen çok daralıyorum. Sanki bütün yapı darmadağın olmuş. Çekim gücüyle artık bağın kalmamış, uzayın kapkaranlık boşluğunda tek başına savruluyormuşsun gibi bir duygu. Hangi yöne gittiğimi bile bilmiyormuşum gibi.’’ - ‘’Kayıp bir Sputnik gibi mi?’’ - ‘’Öyle de denebilir.’’ (Sputnik Metaforu) ‘’…Rüzgarın delice estiği bir gecede, yüksek bir taş duvara nedensizce, ne yapacağını bilmez bir şekilde, öylece tutunan anlamsız bir böcek gibi hissettim kendimi. Sumire benden uzaklaşıp, ‘’Yalnızım’’ diyor. Ama onun yanında Myu var. Benim kimsem yok. Benim kendimden başka kimsem yok. Her daim olduğum gibi.’’ ‘’Eski günleri hatırladım. Gençliğim (diye adlandırılması gereken dönemim) acaba bittiğini ne zaman haber vermişti bana? Peki, bitmiş miydi gerçekten?.... Aynı yerde dönüp durmaya devam ediyordum. Hiçbir yere varamayacağımı biliyor ve buna engel olamıyordum. Ama devam etmek zorundaydım. Devam etmezsem hayatta kalmayı başaramazdım ki.’’ ‘’Neden yazmadan duramıyorum acaba? Bunun nedeni belli. Bir şey üzerine düşünmek için önce o şeyi yazmam gerekiyor çünkü.’’ ‘’Rüyadayken, bir şey ile diğeri arasında ayırım yapma gereği duyulmaz. Hem de hiç. Zaten baştan itibaren orada bir sınır çizgisi yoktur. Bu yüzden rüyada çarpışma diye bir şey neredeyse hiç olmaz, hadi oldu diyelim, bu durumda acı duyulmaz. Ama gerçek, farklıdır. Gerçek dişini geçirir sana. Gerçek, gerçek.’’ ‘’Küçük şeyler kadar kendi başına düşünmek de zor olmalı. Özellikle de evinden çok uzaklara gittiğin zamanlarda. ‘’Köpeğim öldükten sonra yaptığım tek şey, odamda tek başına oturup kitap okumak oldu. Kitaplardaki dünyanın etrafımdaki yaşamdan daha canlı olduğunu hissediyordum. Orada hiç görmediğim bir manzara genişleyip uzuyordu. Kitaplar, ve müzik benim en iyi arkadaşlarım olmuştu.’’ ‘’Doğru olanı mı yapmıştım? Doğru olanı yaptığımı düşünmüyordum. Benim için gerekli olduğuna inandığım şeyi yapmıştım sadece. Bu ikisi arasında büyük bir fark vardı.’’ ‘’Her insanın, hayatının özel zamanında elde etme şansına sahip olduğu birtakım özel şeyler vardır. Bunlar, küçük birer kıvılcım gibidirler. Dikkatli ve şanslı olanlar, bunları özenle korur, büyütür, meşale olarak kullanır. Ancak bir kez kaybedince o kıvılcım bir daha geri gelmez. Benim tek kaybettiğim, Sumire değildi. Onunla birlikte, o değerli kıvılcım da dahil, her şeyi yitirmiştim.’’ İnsanlar, yalnızca hayallerinde özgürdürler…Yalnızca… Sputnik Sevgilim Haruki Murakami
Edebiyat
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,1bin okunma
··
375 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.