“Korkuyorum demek istiyorum, ama demeye korkuyorum”
İrlanda kırsalında bakım desteği için başka bir aileye bırakılan küçük bir kız çocuğunun iç dünyasını anlatan kısacık bir kitap.
Aidiyetin sıcağına sırtımızı en fazla yasladığımız zaman, çocukluk..Çocukken aileden uzak kalma, kaybolma, yalnız kalma korkuları ne kadar baskındır. Başka insanların yanında kendini konumlandırabilmek de bir o kadar zor. Elini nereye koyacağını bilememek mesela, çoğu zaman kendini nereye koyacağının ifadesi değil midir? Dokunsalar ağlayacak olmak, küçücük bir sözün boğazda düğümlenmesi bastırılmış, sıkışmış olmanın ifadesi değil midir? Küçük, ama ağır meseleler bu kitabın konusu.
Mesele acıklı. Ama yazar bunu bir çocuğun gözünden bakarak aktarmayı başarmış. Bir çocuk nasıl meseleleri karmaşıklaştırmadan, en sade ayrıntılarıyla görürse, o da öyle görmüş, öyle yazmış. Ben burdan ne yürürüm, yazsam roman olur dememiş. Tutmuş kendini. Bir çocuğun gözlerinden görülen basit ama önemli ayrıntılarla yetinmeyi bilmiş. Bu sayede çocukların gözünden, çocukların ağzından yazıldığı ilan edilip, koca koca laflarla, koca koca meselelerle boğulan kitaplardan biri olmamış bu.
Bu tarz meseleleri ele alırken insanın yüreğini kanırtmadan anlatabilen, acıklı meseleleri yalın bir anlatımla sadece dokunaklı bir çizgide tutmayı başaran yazarlara bayılıyorum. İşbu yazar kısacık ama etkileyici bir kitap çıkarmış ortaya.
Jaguar kitaptan okuyup sevmediğim bir kitap hala çıkmadı. “Mutlu azınlığa” bir defa daha dahil olmanın sevinciyle..
Çok çok güzel bir Behlül Dündar çevirisi..