Bir günde okuyup bitirmeklik. Kısacık bir kitap.
Ama önemli olan kitabın hacmi değil, bu kitabı okuyunca bir kez daha anlıyorsunuz işte bunu. dolu dolu bir hikaye, bir o kadar samimi ve sıcak, kısa, ama aslında cok uzun olan hikayeye sahip bu kitap.
Sıkıntılarla dolu bir hayatta umut dolu olmayı öğreniyoruz.
Spoi!!!
Bulgaryalı Ali ve Münire nin aşkı..
Onca zorluğa rağmen birbirlerinden vazgeçmiyorlar, bu hikayeyi oğulları mustafanın dilinden dinliyoruz.
Neden her şeyin en iyisini istiyor insanlar?
“Gösteriş merakı: o kişinin kültürel zayıflığını yansıtma halidir.” diyordu bir bilge.
en pahalısı olsun, en iyisi olsun, en çok ben beğenileyim, en şatafatlı benim evim, en iyisi benim arabam, en pahalısı benim evim, benim altınım, saatim, ben ben ve en en en hastalığı nasıl bir kısır döngü.. bu tiplerden hepimiz sıkıldık değil mi?
İşte bunlara inat münire çıkıyor karşımıza.
Tamirden giyilemeyecek haldeki, ama hala üzülmesin diye Ali’den sakladığı ayakkabıları, eskiyen paltosu ile bu kadar mutlu olmuşken, dünyadaki en büyük zenginlikle yaşıyordu zaten. Ve bunun farkındaydı.
Sosyalist, hak yemeyen, yedirmeyen, kitap tutkunu, yazmayı seven, hep göç hayatı süren, adalet ve kanundan yana olan asla pes etmeyen ali.
Evlenmeleri, çektikler sıkıntılar, kavuşmaları, o günlerin kasaba hayatı, dönemin siyasi olayları, yaşadıkları vagon.. hepsini mustafa sayesinde görmüş kadar oluyoruz.
Bu tertemiz saf aşka tanık olmanızı çok isterim. Ardından Osman Sınav ın yönetttiği filmini de mutlaka izlemenizi öneririm. Yeşilçam tadında.