İçimizdeki Şeytan, beni Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna'dan daha çok etkileyen derin bir kitaptı. Zaten Sabahattin Ali'nin eserlerini defalarca okuyabilirim, her seferinde de yeni bir yolculuk hissettiriyor bana.
Kitap aşk hikâyesi gibi görünsede aslında herkesin kendisinden bir parça bulacağı Ömer'in
iç hesaplaşmasını, çözüm denemelerini ve başarısızlıklarını anlatıyor diyebilirim. Bazen iç hesaplaşma yapılması gerektiğini biliriz ama kendimizi ondan olabildiğince uzaklaştırırız ancak biri gelir ve hesaplaşmayı sizin yerinize yapar siz de kendinizi sorularla karşı karşıya bulursunuz, işte tam olarak bunu anlatan bir kitap. Herkesin kendinden bir parça bulabileceğini düşünüyorum ki Sabahattin Ali'nin de bu kitabı yaşamından esinlenerek yazdığı söyleniyor. Yani olay ve karakterler bizzat kendi gözlemleri ve hisleri. Peki, Sabahattin Ali bu durumda sizce hangi karakter ?
Tabii ki Ömer :)
Ömer, çoğu zaman kızdığım ama en gerçekçi de bulduğum bir karakterdi. ''Benim kendi acizliğim yediğim nanelerimdir.'' diyerek kitabı o da özetliyor aslında :) Bedri ise kıyamam, içimi ısıttı diyebilirim umut var mesajı verdi hep bana.
Ahhh! Macide en çok seni merak ediyorum, Sabahattin Ali'yi karşıma alıp ''Ee, ne oldu Macide'ye?'' diye sormak istiyorum.
Eminim kitabı bitiren herkes gözyaşlarına hakim olamadan kime hak verip kime üzüleceğini düşünmekten kendini alıkoyamaz. Yani kitap bittikten sonra bile çelişecek, sinirlenecek, üzülecek ama sonunda da kimseye kıyamayıp herkes kendince haklıydı diyeceksiniz.
Okuyun dostlar, mutlaka okuyun. Hem de bir kere değil iki kere, üç kere okuyun.