·632 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mart 2022 18:43 Kitaba ilk başladığımda Oblomov’un üstünden hırkasını çıkarmadan bütün gün yataktan çıkmayan haliyle 600 küsür sayfa nasıl biter diye kendi kendime düşünmedim değil. Ancak dünyasına öyle bir aldı ki Oblomov, sonu nasıl bu kadar çabuk geldi anlayamadım.
Gel gelelim konusuna: Oblomov, zengin, bir o kadar da tembel, kararlar alan fakat uygulayamayan, her şeyi erteleyen, bırak evden dışarı çıkmayı yatağından bile çıkamayan, ayakkabılarını giymeye bile üşenip yardımcısı Zahar’dan yardım alan kısacası hiçbir işini kendisi yapamayan biri.
Bütün bu özelliklerine rağmen bir an bile Oblomov’u sevmekten kendinizi alamıyorsunuz. Yeri geliyor çok öfkeleniyorsunuz, yeri geliyor onunla üzülüp onunla ağlayıp onunla gülüyorsunuz. Kitabın sonuna kadar Oblomov’dan bir atak beklentisine giriyorsunuz ancak ne yazık ki hayal kırıklığına uğratıyor bu konuda sizi.
Eserin diğer önemli noktası yazarın bütün karakterlerin özelliklerini müthiş betimlemesi. Ştols, Olga, Zahar, Anisya, Tarantyev ve diğerleri… Hepsini yakından tanıyormuşsunuz gibi hissettiriyor yazar.
Aşkı da es geçmiyor tabii Gonçarov. Aşk, Oblomov’u değiştirmeye başlıyor ancak bu değişimi istemeyen Oblomov aşktan da geçiyor.
Başladığım günden beri Oblomov’u yanımdan hiç ayıramadım. Hatta okulda unuttuğum gün uyuyamayıp sabahında koşa koşa Oblomov’a gittim. Onunla kâh yatıp kâh kalktım. Dışarıya başını bile çıkarmayan Oblomov’la beraber her yeri gezdik tabiri caizse.
Velhasıl kelam bir simge haline gelen Oblomovluk, hemen hepimizde var ve zaman zaman kendini açığa çıkarıp bizi etkisi altına alıyor!
Oblomov’u okuyun, okutturun. Herkese keyifli okumalar dilerim. Her daim kitapla kalın.