Uyku, Murakami'den okuduğum ilk kitaptı ve bu buluşmadan oldukça memnun ayrıldığımı söyleyebilirim. Murakami, günlük yaşama dair ayrıntıları, insani duyguları yalın ama etkileyici bir üslupla anlatma konusunda oldukça başarılı bir yazar.
Kitaba gelicek olursak, hikayede monoton hayata sahip bir ev hanımı olan kahranımızın, her gününün bir diğerinden farksız geçtiğini görüyoruz. Çevresindeki insanlarla arasında aynı diyaloglar geçer, tıpatıp aynı olaylar yaşanır. Hayattan kopuk, çevresine yabancılaşmış kahramanımızın (tabiri caizse) tek yaptığı, tek üretimi olan çocuğu dahi tepeden tırnağa babasına çekmiştir ve annesini hiç mi hiç yansıtmamaktadır. Bu birbirininden farksız günlerin ardından bir anda 17 gün sürecek uykusuzluk başlar. Geçmişte uykusuz kaldığı bir dönem olduğunu hatırlayan baş karakterimiz, o dönemdeki uykusuzluğu ile şimdiki arasında bir fark olduğunu dile getirir. Zamanla kahranımız uykuya ihtiyaç duymamaya başlamıştır zira hayatı bir anlamda uykuda geçirmektedir. Kitapta uykunun işlevinin insanın gün içinde harcadığı enerjinin tekrar geri kazanılması olduğunun söylenmesi de bu çıkarımı güçlendiriyor. Sürprize, yeniliğe açık olmayan rutin bir hayata sahip olan kahramınızın, hiç enerji harcamadan geçirdiği günlerin uyku ile bölünmesine gerek kalmamıştır çünkü günleri, 24 saat süren bir uykuya dönüşmüştür.
İllüstrasyonlarla süslenmiş bu yapıtın, görsel yönü de dikkate değer. Uyku'yu yoğun okumalarının arasına ekleyip, bir çırpıda bitirebilirsiniz.
~İyi okumalar