Bir inceleme için anlamsız veya ıvır zıvır diyebileceğim girişler yapmaktan hoşlanmam ve de çok sayıda incelemesi yazılmış bir kitap üzerine eklebileceğim nadide düşüncelerim yoksa inceleme yapmayı hoş bulmam.
Konusu, özü ve biçimi olarak hayli farklı bulduğum bir roman. Pek bilinen, çokça satılan veya sıkça bahsedilen bir romandan bahsetmiyorum. Daha önce Sartre okumadım, o yüzden bu başlangıç oldu.
Sıkça tellafuz edilen, kulaklarımızın aşina olduğu konuşmalar vardır. Şöyle başlar; 'bir şansım daha olsaydı her şey daha farklı olabilirdi, daha iyi şeyler başarabilirdim ama şu veya bu sebeple gerçekleştirmedim.' Peki tekrar yapma şansı verilmiş olsaydı yapabileceğimizden neden bu kadar eminiz? Niyesini bilmiyoruz içimize öyle doğmuştur. Öyleyse buyurun aynı hayatlarınıza reenkarne olun, zamanı geri alalım veya zaman yolculuğu yapalım.
İki farklı şekilde ölen ve iş işten geçtikten sonra yaşarken birbirlerini bulamadıklarından yakınan,sırf bu sebeple de mutluluğu yaşayamadıklarını iddia eden iki çiftin bir film kadar kısa sahnelerden oluşan anlamlı öyküsü. Bu koca bir yalan biliyor muydunuz? Neden dersiniz, Arthur Schopenhauer konuşsun ben susayım; "İnsan esasen kendisinden zevk alır."
İnsan, tüm yaşam serüveninde kendinden zevk almayı ögrenemezse başkasının ona vereceği bir şey yoktur. Bu sebeple kişinin bebeklik, çocukluk ve ilkgençlik yılları kritik önem arz eder. Bu insanlar bahsi geçen dönemlerinde ne yaşadılar bilmiyorum ama bu açıdan bakmak hoşuma gitti. Ne kadar yanılgı içinde olduklarını anlamları 24 saatlik bir süreyle yaşamlarına dönüş izni verilmesiyle ortaya çıkar. Keşkelerimiz, şans isteklerimiz yalnızca kendimizi ve bazen karşımızdakini baz alarak gevelediğimiz cümlelerdir. Sizin planlarınız, hayalleriniz, hedefleriniz vardır da doğanın veya ortak aklın çıkarlarını göz önüne alan yasanın, düzenin ve nedenlerin yok mudur?
Söze son noktayı Lev Tolstoy koysun( yazarlar duygularıma tercüman olan yardımcımlarımdır.)
-“Başkalarının hatalarından ders alın. İnsan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”