Çok acı bir olayı, güzel bir anlatımla gözler önüne seren Zülfü Livaneli romanı. Okuduğunuz zaman hümanist duygularınızda ciddi bir kabarma oluyor. Toplumun, kendisinden olmayanları dışlamasına ve o kişilere psikolojik veya fiziksel linç uygulamasına, iktidarın ve devletin zulmedici gücüne, etkileyici bir hikayeyle yeniden şahit oluyoruz. Yediğin, ağzında hoş bir tat bıraktığında üstüne canının bir şey yemek istemediği gibi, Serenad’ı tam sindirmeden başka kitaba başlamak istememek gibi bir sendrom oluştu içimde. Dönüp altını çizdiğim satırları tekrar tekrar okumak, Maximillan’in Nadia için bestelediği serenadı keşke duyabilsem isteği, yaşananların kurmaca değil de gerçek olduğunu öğrendiğimde yaşadığım dumur, tarihte perdelenmiş bir başka katliam ve onu okunabilir hale getiren hafifletici bir aşk hikayesi. ‘Hiçbir iktidar masum değildir.’ altmetinli romanı okumak farklı bir derinlik kattı.
Tek eleştireceğim nokta, Maximillan ile Nadia'nın hikayesini dinledikten sonra o gereksiz yere uzatılan 160 sayfa olabilir. Kitabın asıl anlatmak istediklerini okuyoruz, bitiyor. daha sonra garip bir uzatma çabası var. İlginç tesadüfler, herkesin birbirini bir şekilde tanıyor olması, Maya’nın gittiği her yerde istediği bilgileri hemencecik bulması biraz yapmacık.
Bu olumsuzluklara rağmen güzel ve akıcı bir roman Serenad. Sade anlatımıyla hiç can sıkmıyor, zihni olaydan bir dakika olsun koparmıyor. Zaten sonlara doğru şöyle bir cümle de yer alıyor içinde: "Çünkü bu, ustaca bir kitap yazma girişimi değil, bir iç dökme, bir itiraf, bir paylaşma arzusu." Madem öyle, biz de kitabı ona göre değerlendirmeliyiz. Tabii bu, mantık hatalarını haklı çıkaran bir durum olamaz. Biraz daha özen gösterilseydi, en beğendiğim türk romanı olabilecekti ama yine de en beğendiklerimin arasına koymazsam içimin rahat etmeyeceği bir kitap oldu.