'Bu kadar şartlı şurtlu bir hayat nasıl oluyor da, bu kadar cıvıl cıvıl mutlulukla dolu ve enerjik, canlı ve hareketli oluyor Doğan Bey?' (syf. 344)
6 Mart...
Ankara Ayrancı Pazarı...
1 hafta sonra hayatımda arka arkaya patlak veren krizler silsilesi...
Ankaralılar ve antika müdavimleri bilir Ayrancı Pazarını. Giderken oradan bir kitap alacağımı hiç düşünmemiştim. Tezgahların arasında • Elif • ile beraber dolaşırken 'dur şurada kitaplar varmış bakalım azıcık' dedik. Bana kitap almayı epey süre önce yasaklamış olmasına rağmen 'hadi bakalım' dedi. Sonra mucize gibi bir şekilde Savaşçı'yı buldum. Hem de 5 liraydı, hani şu 2 ekmek bile alamadığımız 5 lira var ya ondan. O sırada 1984 'ü okuyordum. Hayatıma bir anda o kadar çok karabulutlar çökmeye başladı ki, 1984'ü kaldıramadı ruhum. 'Savaşçı'yı okuyayım bari' diye başladım, 2 ay gibi epey uzun bir sürede okudum, hani sindire sindire derler ya, her kelimesini adeta içmek ister gibi okudum kitabı, bütün o karabulutlar vardı ya, onlar artık birer kara tahta ve hepsi birer farkındalık ve öğrenme ortamında dönüştü kitabı okuyup bitirdikten sonra.
Arif Bey çok büyük bir hevesle başladığı öğretmenlik mesleğine, diğer öğretmenlerin mesleklerine bakış açısı nedeniyle, artık o kadar da büyük bir heves ve istek duymamaktadır. Günümüz tabiriyle o diğer öğretmenlere 'toxic' demek istiyorum ben. 4. Sınıf hemşirelik öğrencisi olarak, hem de çok zorluklarla 4. sınıfa gelmiş ve mezuniyetine neredeyse 2 ay kalmış bir hemşirelik öğrencisi olarak, ben de tıpkı Arif Öğretmen gibi mesleğime yapılan olumsuz yorumlardan, yaşanan onlarca kötü olaydan sonra, aslında hâlâ büyük bir heves ve aşk duyduğum, mesleğime karşı yavaş yavaş isteğimi kaybetmeye başlamıştım Fakat gördüm ki, bunlar onların fikirleri, onların algılayışları; ben onlar gibi olmak zorunda mıyım? 'Hacettepe'de yüksek lisans yapacağım, akademisyen olmak istiyorum' dediğim kim varsa, 'Hacettepe'de mi hem de dahiliyede, sen kafayı mı yedin ya?' yorumu alıyordum, ve bütün ideallerimi birer birer bastırıyorlardı, beni bir bonzai ağacı gibi buduyorlardı. Bir insan olarak da kendimi değerli hissetmiyordum üstelik. Yani tamamen Arif Bey ile aynı ruhsal durum içerisindeydik. Bu, belki de, üretme isteğinin çok yüksek olduğu ve sürekli önümüzün bu toxic insanlar tarafından kesildiği 20li yaşlarındaki bütün gençlerin yaşadığı bir şeydi.
Peki bir savaşçı ne yapardı? Kendi bilinci ile hareket ederdi, kendi saf niyetini farkında olurdu ve ona göre bir davranış ve tutum içinde olurdu. Kıymetli ve her saniye azalan zamanını şikayet ederek değil, saf niyeti için çabalayarak kullanırdı.
O zaman ki bütün soru işaretlerimi birer birer çözmüştü Doğan Cüceloğlu. Sanki doğdum yıl, yaşayacağım hayat sancılarını gidermek için bana bir hediye hazırlamıştı.
Doğan Cüceloğlu kendine göre belki bir savaşçı değildi ama, o hâlâ bizi eğiten ve savaşçı olarak yetiştiren çok büyük bir okul. Ruhu şad olsun.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha değinmediğim pek çok konusu olan bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Aslında yarım kaldı incelemem, uygulama ile ilgili bir hata sanırım yazdıklarımı göremiyorum. Kesinlikle gitmelisiniz pazara, her ayın ilk pazar günü kuruluyor, yaşanmışlıklarla dolu hissediyor insan orada.
Yüreğine sağlık canım. Ne güzel bir inceleme yazmış ve maalesef fakültedeki toksik muhabbetlere değinmişsin. Umarım gönül verdiğin bu yolda mutlu bir savaşçı olarak ilerlersin. 🌺
Bir kitabın bir insan üzerindeki tesiri ancak bu kadar şeffaf anlatılabilirdi. Ellerine sağlık dostum.. Ayrancı Pazarı'na gelince, bu pazar ve senin bu incelemen bana hep inandığım bir şeyi tekrar gösterdi: Hayat gerçekten küçük detaylardan örülen bir olay örgüsüydü...