·196 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2025 14:58 Merhaba sevgili okur,
Yolu Tehlikeli Oyunlar ve Tutunamayanlar ile kesişen herkes ona yine onun jargonuyla hitap eder: Oğuzcuğum Atay. Bilen bilir çok severim kendisini. Onun başka bir dili vardır. Döneminde anlaşılmıyor, günümüzde de anlaşılabiliyor mu bilmem. Aslında onu en iyi anlayanlar toplumun dayattığı kalıplara sığamayanlardır.
Korkuyu Beklerken dokuz hikayeden oluşur. Eşyaya, doğaya, insana ve topluma yabancılaşan hikayeler ile başlar sonra öyküler şekil değiştirse de özünde hayata tutunamayan uyumsuzları anlatır. Onun uyumsuzları, Tuğrul hariç, başkaldıramaz, korkar. Sevilmek istedikçe dışlanır. Neden istenmediğini bile anlayamaz. Uymaya çalıştıkça dibe batar battıkça çırpınır çırpındıkça kaybolur ve toplum tarafından öğütülür.
Dikiş tutturamayanlara, talihsizlere, yanlış yaşamaktan korkanlara selam olsun efenim…
Öykülerden kısaca bahsedeceğim spoiler olabilir ;)
* Beyaz mantolu adam: Kalabalıklar içinde sürüklenen, direnmeyi bırakmış bir adamın öyküsü. Gogol’un Palto’sunu anımsatan bir hikayeydi. Öykünün ilk cümleleri özeti gibi: “KALABALIK bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu.”
Beyaz mantonun eteklerinin önce suyun üstünde açılıp sonra ağırlaşıp batmasını izler gibiydim.
* Unutulan: Küçük bir fotoğraftan derin duyguların hatırlanışı. Unutamamanın unutuşu. Unutmak istemeyişle unutmaya mecbur oluş arasında sıkışmış birisini gördüm bu öyküde. Kaybolup gitmekten korkup uyum sağlamaya çalışmış birisi. Onu da başarabilmiş mi bilinmez. Bu hikayede de Kafka’nın izlerini gördüm.
“Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca. Yoksa çoktan kaybolup gitmişti.”
“Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim.”
* Korkuyu beklerken: İç sesini parantez içlerinde okura fark ettiren canım yazar. Var olabilmek için toplumsal kabuller içinde yaşamak gerekir ve bazen ne yaparsan yap olmaz. Öykü, istediği gibi yaşayamamış, anlaşılamamış, geç kalmış, yalnızlığa mahkum bir adamın nevrozlarının anlatısı. Kendine yaşamak için bahane ararken korkulara tutunur. Neden korktuğunu bile bilmeden her şeyden korkmaya başlar, sanırım en büyük korkusu da istediği gibi yaşayamama duygusu. Bilinç akışı ile içinden çıkılmaz bir anlatı olmuş ama zaten içinden çıkmak isteten Oğuz Atay okumaz. Anlaşılmaz bir dille yazılan mektup, içinde yaşadığı ama uyum sağlayamadığı toplumdan mı geliyor acaba. Uyumsuzsan evinden de çıkma der gibi.
“Beni anlamıyorlardı. Zararı yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.”
* Bir mektup: Gönderilmeyen bir mektup, gönderilen kişi anlayacak olsa gönderilirdi belki, kim bilir. Zaten göndereni de belli değil, imzasız. İnsanlar içinde varlığı olan ama görülmeyen bir insanın mektubu, belki de o yüzden imzasızdır. Yine topluma uyum sağlayamayan bir insan anlatısı.
“Benim gibi yıllanmış acemiler için hayat bitip tükenmez bir talimdir…”
* Ne evet ne hayır: Belirsizlikler içinde kaybolan bir insan anlatısı. Net olun efenim en kötü cevap bile belirsizlikten iyidir.
“Derdime bugüne kadar çare aramadım efendim… Teselli edemiyorum kendimi, çok acı çekiyorum.”
* Tahta at: Dönemin siyasi olaylarına göndermelerin hissedildiği öyküde bireyin tek başına girdiği mücadele anlatılır. Bir çeşit Don Kişot’dir Tuğrul Tozcuoğlu. Toprak ve kültürün özünün korunması gerektiğine vurgu yapılan hikayede bireysel bir başkaldırı var. Mizahi yönü de ayrıca güzel.
“Kasabayı güzelleştiremediğim için, ona uymaya çalışıyorum.”
“Bilindiği gibi başlangıçta zaman vardı ve her şey zamanla oldu.”
* Babama mektup: Ölmüş babaya yazılan iç döküş mektubu.
“Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep böyle anlamadan sevdik.”
* Demiryolu hikâyecileri - Bir rüya: Kendi yazma sürecinin rüyası. Oldukça düşündürücü ve etkileyici.
“Ben buradayım sevgili okuyucu, sen neredesin acaba?”
Yazarın ilgilisine tavsiye ederim. Umarım okuyan herkes “Ben buradayım” diyebilir.