Kurukafa misali bir kafaya, kulaklarının ardından düşen üç tel saça, karanlıkta adeta parlayan sarı gözlere, soğuk ve bir deri bir kemik kalmış ellere sahip olan bir adam... Bu adamın korkunç çirkinliği doğuştan gelmektedir. Yani bir insan olarak en hassas olduğumuz dönem olan çocukluk ve gençliğini de bu dış görünüşüyle geçirmiştir. Belki de beklenildiği gibi mi demek gerek, bu adam ömrü boyunca hiç sevilmemiştir. Doğuştan gelen bu çirkin yüzü nedeniyle annesi tarafından dahi sevilmemiş, annesi de dahil tek bir kişi tarafından dahi öpülmemiştir. Öyle ki; annesi, küçük çocuğun suratına bir maske fırlatır ve bu maskeyi bir daha çıkarmamasını söyler. Annesinden, ona hayat veren canlıdan dahi böyle bir muamele gören bu çocuğa diğer insanların nasıl davrandığını bir düşünün. Babasını da küçük yaşta kaybeden çocuk için sevgisiz, soğuk bir yalnızlıkla boyalı bir ömür vardır önünde. Diğer insanların kendisinden korkması, onlardan duyduğu hakaret ve aşağılanmalar da dahil. Hayatı boyunca yalnız kalmış olan bu adamın tek isteği normal bir hayat; herkes gibi küçük bir dairesi, bir işi, pazar günleri gezmeye çıkarabileceği ve kendisini seven bir eş olduğu halde sahip olduğu yaşam bu küçük mutluluğa dahi izin vermez. Çevresi ona bir hayalet gibi davranır. Dışarıdan gizemli görünen bu yalnız adamdan korkarlar. Uzak durmaya çalışırlar. Ömrü boyunca hiç istemediği bu korkuyu kabullenir sonunda adam. Kendi faydasına kullanmaya başlar hatta. İnsanların kendisine biçtiği hayalet rolünü üstlenir.
Doğuştan gelen çirkinliğinin yanında yine doğuştan gelen bir dehaya da sahiptir bu adam (tabi dehanın doğuştan geldiğini varsayarsak). Pek çok konuda o derece ustadır ki eğer bu çirkinliği olmasaydı en muhteşem insanlardan biri olurdu. Yetenekleri arasından en öne çıkanlardan biri de müzik yeteneğidir. Bu yeteneğiyle cenneti adeta yeryüzüne indirir. Bir gün karşılaşıp aşık olduğu ve yeteneksiz denebilecek bir opera şarkıcısına bu yeteneğini kullanarak yaklaşır. Tabi yüzünü göstermeye cesaret edemez haklı olarak. İstemeden yüzü göründüğünde ise karşısındaki korkunç çirkinliğe şahit olan kadından sevgisine karşılık bekleme umudu da yok olur. Kaçırır kadını. Sevgisine karşılık vermesi için zorlar. Kendisiyle evlenmeyi kabul etmemesi halinde bir mahzen dolusu barut fıçısıyla bütün bir opera binasını ve içindeki onca insanı öldürmekle tehdit eder. Kadın kabul eder çaresiz. Sevdiği başka bir adam olduğu halde. Ömrü boyunca sevgiye aç olan, en ufak bir sevgi kırıntısı da olsa bulmaya çalışan bu adam, sahte de olsa, zorla da olsa sevgisine karşılık bulmuştur işte. Karşısındaki kadın kendisiyle evlenmeyi kabul etmiştir.
Maskesini çıkaran adam, kadına doğru yaklaşır. Bütün çirkinliğiyle önünde duran adam karşısında kadın kafasını dahi çevirmez. Öylece, usulca durup adama bakar. Adam, usulca bir öpücük kondurur kadının alnına. Hayatında ilk kez bir kadını öpmüştür. Bunun üzerine ağlamaya başlayan adam, kadının ayaklarına kapanır. Ömrü boyunca çektiği yalnızlığın gözyaşlarını döker. Adam farkındadır tabi karşısındaki kadının kendisini sevmediğini. Kadının başka bir sevdiği varken onlara nasıl engel olabilir? Sonunda kadını serbest bırakıp sevdiğiyle gitmesini ve mutlu olmasını söyler. Oradan ayrılmadan önce kadın, adamın karşısına geçip bu kez kendi isteğiyle adamın alnına küçük bir öpücük kondurur.
Geride tek başına kalan adam, aşkından ayrılmanın acısıyla mı olsa gerek yoksa ömrü boyunca arayıp bulmaya çalıştığı sevginin küçük bir ifadesiyle sonunda karşılaştığından mı olsa gerek daha fazla yaşayamayacağını anlayarak ölümünü bekler ve yalnız bir şekilde ölür.
Bu adam dış görünüşü nedeniyle toplumun kendisine biçtiği rolü ister istemez kabul edip buna göre davranır ve içinde bulunduğu çaresizliğin de etkisiyle ''kötü'' denebilecek şeyler yapar. Ama bunlar, benim görüşümde, bu adamı bir romanın sonunda alt edilmesi gereken kötü karakteri yapmaz. Zavallı, mutsuz bir adam yapar yalnızca.
bilmekiyidir.com/operadaki-hayal...Operadaki HayaletGaston Leroux