Doğamız gereği her insanın içinde hem iyilik var hem de kötülük. Bu yaratılıştan gelir. İnsan büyüdükçe ya iyi yanını geliştirip kötü yanını bastırır ya da kötü yanı daha da baskın hale gelir. Bu iyi veya kötü yanın gelişiminde aile, akraba, arkadaş gibi yakınımızdaki insanlar bir yana içinde bulunuduğumuz toplumun bütünü de etkili olur. İnsanlar düzen, güvenlik, rahat etmek gibi nedenlerle toplum halinde yaşamaya başladılar. İlk toplum kurulduğundan bu yana da kurallar konuldu. İnsanın iyi yanını öne çıkarmaya çalışan ve kötü yanına baskı uygulayan kurallar (Tabi burada bahsettiğim sadece yüzeysel, basit bir iyilik ve kötülük ayrımı. Bir genelleme. İyi ve kötü denebilecek şeylerin yere ve zamana göre değiştiğini de unutmamak gerek.). Koyduğumuz kurallarla içimizdeki vahşi yanımızı kısıtlıyoruz. Bilincimizin derinliklerine gömüyoruz ama bu yanımızı tamamen ortadan kaldırmak pek de mümkün değil. Bu vahşi yanımız içgüdüden geliyor. İnsanın diğer canlılara üstün gelmeye çalışarak hayatta kalma içgüdüsü. Halbuki toplum halinde yaşarken bu içgüdü faydadan çok zarar getireceği için kurallarla kontrol altına alınmaya çalışılır. ''Kötü'' olarak niteleyebileceğimiz davranışlara sebep olabilecek içgüdülerimizi toplum halinde yaşarken genellikle kontrol altında tutarız. Ama pek çok etkenin bir araya gelmesiyle, belli şartlar altında bir insan, kötü diyebileceğimiz davranışlarda kolaylıkla bulunabilir.
Sineklerin Tanrısı vahşetin sembolü. İnsanoğlunun ayrılmaz bir parçası olan vahşiliğinin somutlaşmış hali. Aslında adada bir canavar yok. Karanlık içinden çocukları izleyen, geceleri ağaç tepelerinde dolaşan, ormanda Jack’ i takip eden, tepenin başında oturan bir canavar yok. Canavar olan Sineklerin Tanrısı. Sivriltilmiş bir değneğin ucuna geçirilen domuz kafası. Canavar olan insanın kendisi. İnsan zihninin karanlık köşelerinden onları izleyen ve gün yüzüne çıkmak için fırsat kollayan…
bilmekiyidir.com/sineklerin-tanr...Sineklerin TanrısıWilliam Golding