Fournier Dul'da, çok sevdiği ömrünün 40 yılını beraber geçirdiği eşi Sylvie'nin ölümünden sonra yaşadıklarını, hissettiklerini, onsuz bir hayatta yaşamaya çalışmasını ama her anında aslında onunla olduğu; alışmak zorunda olduğu yeni yaşamından kesitler aktarıyor bize.
Birini her şeyiyle sevmenin inceliklerini, onun ardından kalan her şeyde onu aramayı, sevmeyi anlatıyor. Bunu yaparken çok süslü cümleler kurmuyor. Olabildiğince duru bir anlatımla aktarıyor yaşadıklarını. Sadeliğin içinde derin anlamlarla hissettiriyor özlemini.
"...Çık artık saklandığın yerden. Artık oynamak istemiyorum. Çık neredeysen sen, kazandın. Çık ne olur, kaybettim, her şeyi kaybettim." diyor Fournier. Aşkına olan özlemini kurduğu naif ve bir o kadar da kırılgan cümlelerle aktarıyor okuyucuya.
Onsuz bir hayatta yaşamaya çalışmak çok zor olmuş kendisi için, hep eşinden önce ölmek istediğinden bahsediyor yazar anlatısında. Onu kaybettikten sonra birçok şey eksik kalmış yaşamında. Kalan hayatı için şu cümleyi kuruyor Fournier, bu da zaten her şeyi açıklamaya yetiyor:
"İyiyim desem inanmayın; kötüyüm desem, o da doğru değil. Yuvarlanıp gidiyorum işte."...
Dul, Jean- Louis Fournier'in okuduğum ilk kitabıydı ve dilini çok sevdim. Yer yer hüzünlü ve kimi zamanda gülümseten bir eserdi. Diğer eserlerini de büyük bir keyifle okuyacağıma eminim...
Jean-Louis FournierDul