·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mayıs 2022 22:46 Yine ve yeniden...
Bu kitabı ortalama 2 sene önce okumuştum. Henüz unutmamış olmama rağmen @alpakkoc ile yaptığımız konuşma sonrasında tekrardan içimde okuma isteği oluştu ve işte buradayım..
"Birileri size bir öykünün neyle ilgili olduğunu söylerse, muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bununla ilgili olduğunu söylerlerse, kesinlikle yanılıyorlardır."
Bu cümle kitabın sunuşunda Neil Gaiman tarafından söylenmiş. Aslında tüm incelemeleri bir nevi bitiren bir cümle. Hepimiz toplansak birer cümle söylesek yine de bu kitabın size 'yalnızca' bunlardan ibaret olduğunu söylememiz mümkün değil. Ama ben elimden geldiğince bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum.
Baş kahramanımız Guy Montag, kendisi bir itfaiyeci. Ama günümüz itfaiyecileri düşünmeyin onların görevi söndürmek değil, yakmak. Hem de kitapları... Kitapları yakarlar, onların içerisinde ne olduğunu ve onlar için neden tehlikeli olduğunu düşünmeden yakar. Kitap okumak yasaktır. Kitap bulundurmak yasaktır. Kendilerine dayatılmış olan doğruları düşünmeden kabul edenlerle doludur etraf. Devlet ne diyorsa doğrudur ve onların iyiliğini istemektedir. Guy Montag bu düşünceyle, aslında düşünce bile denilemez çünkü düşünce kendi duygularımız ve gözlemlerimizle oluşturduğumuz bir faaliyettir fakat bu dünyada böyle bir faaliyet olmaksızın bir nevi robotluk söz konusu, hayatının belirli bir kısmını geçirmiştir. Ta ki Clarisse McClellan ile karşılaşana kadar. Clarisse, Montag'ın ruhuna dokunmuştur. Aslında içinde olan o robotlaşmamış kısma ulaşmış ve onu açığa çıkartmıştır. O kısım ise bir kar topu misali dağdan aşağı yuvarlanması için bırakmıştır... Clarisse ile konuşmaların ardından yeniden bir göreve giderken kendini kitapları ile yakan bir kadınla karşılaşması ise Guy'ı gerçekten derinden etkiler ve kar topumuz kocaman olur. Devamında olanları ise siz okuyucuların heyecanına bırakmalıyım..
"Mesele, ölen kadın değil sadece," dedi Montag. "Dün gece, son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için bile epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmezdi."
Peki ya itfaiyeciler nasıl oldu da ana görevleri söndürme iken yakmaya geçtiler. Montag ile itfaiye şefi arasında geçen konuşmayı direkt olarak buraya bırakıyorum.
"Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa'nın dediği gibi herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahını mermisini al. Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir? Ben mi? onları bir dakika bile midem kaldırmaz. Böylece, sonunda tüm dünyadaki evler dayanıklı hale getirildiğinde, itfaiyecilerin eski işlerini yapmasına gerek kalmadı. Onlara bu yeni iş verildi... iç huzurumuzu koruma, aşağı olmaya karşı duyduğumuz anlaşılır ve haklı korkuya yönelik olacağımızı koruma görevi verildi; resmi sansürcü, yargıç ve infazcı oldular. Bu sensin Montag ve bu benim.."
Bu insanların kitaplardan bu kadar çekinmelerinin, korkmalarının ve nefret etmelerinin nedeni ne?
"Kitabın gözenekleri var. Özellikleri var. Bu kitap mikroskopla incelenebilir. Camın altında, sonsuz çoklukla akıp giden hayatı görürsün. Gözenekler ne kadar çok olursa, bir sayfaya santimetrekare başına bir o kadar çok sayıda doğru kaydedilmiş hayatı sığdırabilirsin...
...Onlar hayatın yüzündeki gözenekleri gösterir. Rahatına düşkü insanlar bal mumundan aya benzeyen, gözeneksiz, tüysüz, ifadesiz yüzler ister yalnızca. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki çiçekler bereketli topraklarda, iyi yağmurlarda büyümek yerine çiçeklerden beslenerek yaşamaya çalışıyorlar."
Bu incelememde ben bir şey anlatmaktan çok alıntılarla ilerlediğimin farkındayım. Aslına bakarsanız bu kitap için ne söylersem söyleyeyim kendimi -zaten inceleme yeteneğim de tam olmadığından- tam ifade etmiş gibi hissedemeyeceğimi fark ettim. Bilim kurgu kitaplarına bayılıyorum ve bu kitap da bunlardan birisi oldu. Altında derin anlamlar barındıran bir kitap. Başka bir romanla yakınlık kuracak olsaydım -elbette ikisinin konusu bambaşka ama- genel çerçevede 1984 adlı romana yakın hissettiğimi söylemem mümkün. Kitabı ilk okuduğum anda aldığım zevki şimdi de aldım ve bence bir kitabı -en azından benim için- önemli kılan özelliklerden birisi bu. Kitaplara düşkün biri olarak, kitapların yakılması ve okunmasının yasak olması ilgimi çektiğini de söylemem mümkün. Dediğim gibi kitap bence çok güzel ve okunması gerektiğine inanıyorum özellikle de bilim kurgu seviyorsanız ve 1984 adlı romanı sevdiyseniz okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar...
"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçepe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çim biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak."
"İnsanları dinlemeye zorlayamazsın. Kendilerine uygun zamanda, ne olduğunu ve altlarındaki dünyanın havaya uçmasının sebebini merak ederek bizim gibi bakmaya başlamaları gerek..."