Gönderi

Ölüm Bir Renk Olsa Renksizlik Derim
Puan vermedi
Değerli üyelerimizden Murat Ergin'in inceleme yazısı için kendisine teşekkür ediyoruz :) Sizi Dücane Cündioğlu’nun kalemiyle tanıştırmak isterim. Kendisi bir düşünür, felsefeci, akademisyen ve daha sayabileceğimiz birçok sıfata sahip olan yazar -belki de sıfatları bu kadar önemsememeliyiz- yazarak ve anlatarak paylaşım yapmaktan hiç geri durmamış, bu sahada çokça üretim ortaya koymuştur. Kalemini ustaca konuşturduğu önemli bir alan ise deneme türü. Bu yazıya konu ‘Ölümün Dört Rengi’ kitabı da bu türde yazıların bir araya getirildiği bir eser. Eserin adı, içerisindeki aynı başlıklı yazıdan ilham alır. Derin ve nice farklı anlamlar yüklenebilecek bir konu değil mi sizce de, ölüm! Yok oluş, var oluş, yeniden dirilme, uyanma, uykuya dalma, sonsuzluk, son… Ne dersiniz, üzerine fazlaca konuşulabilir sanki öyle mi? Ülkemizde İslam ve Felsefe alanlarını bir arada çalışmış önemli kişiliklerden -bu alanların buluşmasına Tasavvuf mu denir- Cündioğlu, kendine has üslubuyla kavramların hakiki anlamlarını deşme ‘deneme’leri yapmış ve bizi de bu yolculuğa ortak olmaya davet etmiş. Ölümün rengi mi olur? Bu kelimeleri ilk görünce veya duyunca şüphesiz biraz düşündükten sonra farklı ölme biçimleri değil, sonunu getirmemiz gereken veya sonunun gelmesi gerektiği bazı duyguları aklımıza getirmemiz bizden istendiğini anlıyor olmalıyız. Bunların ne olduğunu bir örnek vererek diğerlerini okuyup keşfetmenizi tavsiye ederim. Kırmızı, şehvetin ölümü. Denemelerin başlıkları size çarpıcı gelecek, bana öyle hissettirdi. Örneğin; ‘kapı tokmağı kadar cansız bir tanrı’, ‘sen kimin şeytanını taşlıyorsun’, ‘gömleğin yırtıldığı yer’… (kitapta başlıklar hep küçük harf) Her metnin sonunda konuya ilişkin en az başlık kadar düşündürücü sorular yöneltiyor bize, özet şeklinde çıkarımlar yapıyor veya tavsiyelerde bulunuyor Dücane Bey -Hoca da diyebilirsiniz- Örnek olarak şunları verebilirim; ‘kendini ara, elinde kandille’, ‘bu umutsuz boşluktan bizi çıkarabilecek geçidi nasıl bulacağız’, ‘melekler bile secde ederken insana, neden secde etmez insan insana’… Ve kitabı zenginleştiren tavırlardan biri de yazarın incelikle seçtiği alıntılar; ‘yaktığımdan daha büyük ateşlerde yandım (Marguerite Yourcenar)’, ‘sanat bir yakarma, bir dua biçimidir ve insan yalnızca duasıyla yaşar (Andrei Tarkovsky)’, ‘bencil insanın beğenisi olmaz (Immanuel Kant)’ -neden hep üçer örnek verdim- Gördüğünüz gibi bu kısa örneklerden bile anlaşılıyor ki kitapta çok çeşitli konulardan bahsedilmiş ve yazar etraflı bir birikime sahip, kutluyoruz. Kaleme alınan her deneme sizi düşüncelerin derin girdabında yeterince sarsacaktır diye düşünüyorum. Sizi çok tuttum, sözlerimi bitime yaklaştırayım (hiçbir zaman bitmez). Kitapta gözünüze çarpacak önemli noktalardan biri kavramların ne anlama geldikleri konusunun detaylı incelenmesi, yazarın kalemine aşina olanlar yabancılık çekmeyecektir, benim de okumaktan keyif aldığım bir yaklaşım. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deyip başlığı hatırlatacağınızı tahmin ediyorum. Birazcık bahsedeyim. Ben ölüme bir renk yakıştıramadım, hayır, tüm renklerin tek tek varlığı veyahut da birliği bile bana ölümü andıramazdı, olsa olsa renklerin yokluğu ölümü tanımlayabilirdi. Ama şunu aklımdan çıkarmıyorum; sonsuzluğun renklerini henüz görmedik. Öldükten sonra görüşelim mi? Mavi, yeşil, sarı, turuncu, mor, kırmızı… Hiçbir renk, değil ölüme denk, fikrimce Bu dünyadan göç, bu dünyadaki renklerin yok oluşu olsa gerek Gözleriniz mi kamaştı, renksizlik sizi ümitsizliğe mi itti? Bakalım ölümden sonrası ne renk? Murat Ergin, Ölümün Dört Rengi, Dücane Cündioğlu
İnceleme
Ölümün Dört RengiDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 20101,309 okunma
·1 alıntı·
229 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.