·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Haziran 2022 08:42 Akılsız Sokrates ve Hayat Apartımanı'ndan sonra Mehmet Fırat Pürselim'in Sakarmeke'sinin de kapağını ilk iki kitabı çok severek okumanın verdiği büyük bir heyecanla açtım. İlk öykü, ikinci öykü derken kuş cıvıltıları eşliğinde okudum bütün öyküleri.
Herbiri birbirinden güzel öykülerdi. Daha önce Mehmet Fırat Pürselim okuyanlar için öyküler ilk etapta biraz şaşırtıcı olsa da ben yazarın bu tarzını da çok severek okudum. Bir kaçı hariç her öyküde şaşırdım. Bir kaç öyküde ise eski öykülerin tadını yakaladım.
Ufak Bi' Teslimat ve Serçe kitabın en eğlenceli ve absürd öyküleriydi. Hele Serçe Tilbe'nin Yeşilçam filmlerine taş çıkartan hikayesi yok mu... Bir ara Yıldız Tilbe şarkısı dinlerken buldum kendimi :))
Martı Avcısı, mülteciliği, zorunlu göçü odağına almış gibi görünse de cinsel tercihi nedeniyle ölümü göze alan genç bir adamın hikayesini anlatıyordu.
Her bir öyküye dair o kadar çok söylenecek şey var ki. Ledli Zaman Hikâyesi, Atatürk Yalnızlığı ve Erektus Kalesi öyküleri tam da bugünleri anlatan distopik öykülerdi. Mesela Erektus Kalesi başlı başına bir olaydı.
Sakarmeke’yi oluşturan on bir öyküden her birinin farklı temaları vardı. Aşk, faşizm, işsizlik, göç, sıkışmış hayatlar, bağlılık, aidiyet, umut, mültecilik, hastalık, yuva, aile gibi temalar öne çıkıyordu öykülerde. Bu arada Sakarmeke'de yazarın mizahi diliyle de tanışmış olduk bu da ayrı keyif vericiydi.
Yine yazarın öykülerin içinde geçirdiği kitaplar, şarkılar, şiir mısraları ve türküler metinleri zenginleştiren güzel öğelerdi.
Çok sevdim ben Sakarmeke'yi de, okumaktan büyük keyif aldım. Özgür güneş ülkesinde kuşlar misali özgürce yaşayabilecigimiz günlerin ümidiyle, kuşlar konsun yolunuza.
Keyifle okunsun...