·59 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Haziran 2022 20:20 Kitabı öncelikle filmini izleyerek tanıyan biri olarak, sizlere tavsiyem kitabı okuyup filmini ardına izlemeniz. Çünkü kitap bir istiridyenin içindeki inci misali bütün her şey incinin etrafında dönüyor. Kişisel olarak da neden bu kitabı ve filmi bu kadar sevdiğimi çözebilmiş değilim. Defalarca filmini izledim kitabını okudum içimde bir yerlere dokunuyor ve bulamıyorum belki de bulamadığım için bu kadar çok okudum ve izledim ama eminim ki içimde nereye dokunduğunu bulana kadar okumaya ve izlemeye devam edeceğim.
Yazar içinse kitabın sonunda yazdığı gibi: "ilhami Algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazarı." Demek benim nezdimde yeterlidir.
Kitaba göz atacak olursak, yaptığı işten sıkılan film montajcısı bir adam ve kocası tarafından terk edilmiş tek çocuklu bir anne. Yaptığı işten sıkılan adam kafasındaki düşünceleri ve bir türlü bitiremediği hikayeleri nedeniyle kendini İtalyan sokağına ve istanbulun değişik yerlerine sürükler. Düşüncelerini iç sesi ile mücadele ederek ortaya çıkaramaya çalışır. Bu süreçte her türlü şey ona eşlik eder kapının kulpu, ayna, sardığı tütün, arabalar, şarkılar, Cak Nikolson, Sadri alışık...
Yorumlarını sıralarken düşünceleri üzerine bir süre sonra Müzeyyen' nin varlığından haberdar oluruz. Oysaki Müzeyyen sürekli yanıbaşındaymış ama hikayenin gidişatı bizlere hep karşısına çıkaracakmış gibi beklentiye sokuyor. Yazar onları içten içte konuşturuyor.
Onun için her şey Müzeyyendir.
Bütün yollar Müzeyyene çıkar.
Müzeyyensizlik bir çıkmaz sokaktır.
Bir Müzeyyen vardır sanki bir tek o vardır...
Kitap ve filmden bazı alıntılar:
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku" dedim.
"Bir şeyin kalbini kırması için illa yalnış olmasına gerek yok."
"Hayat bizi yalancı çıkarana dek bulduğumuz cevapları doğru sanırdık."
"İki lanet bir sayıdır, kendine yetmez, hep üçe koşar ve sonra sil baştan."
"Zaten bu hayatta, her zaman bir şeyler eksikti. Ya da bana öyle gelirdi."