Giriş Yap
128 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
"İlk Kitabın Günahı Olur." Zellenbur
Yakında bu kitap hakkında gelecek videoyu kaçırmamak için YouTube kitap kanalıma abone olabilirsiniz: youtube.com/c/alintilarlayasiyo... Önümde
Metin T.
'nin ilk kitabı
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü.
Öylece bakıyorum kitaba. Kapağında tipsiz bir mendebur. Elinde üç başlı mızrağı trident. Poseidon'dan mı çalmış ne? Yoksa bu mızrağı okurlara saplayıp kitap tanrısı mı olmak istiyor bu yazar? Bak sen şuna. Dur bakalım, öğreniriz şimdi. Açıl kitap açıl! Kitabı okuduğum süreçte aldığım notlardan kopya çekiyorum. Bir sigara yakıyorum. Sigaranın külü kitaba düşüyor. Hemen alev alıyor. Zor söndürüyorum. Bir dakika, bir dakika... Ben hayatımda sigara içmemiş adamım. Elimdekini de sigara sanıp duruyorlar hem. Kim elime tutuşturdu bunu? "Yaşı ilerledikçe genç gösteren bir adam," diyorlar bana. "Soyadı da Koton." Bu adamı bulmalıyım. Çıkıyorum dışarı. Sokak sokak arıyorum şu Koton denilen herifi. Sokaklar caddelerle sevişiyor, ben aramaktan yılmıyorum. Ana caddeye çıkıyorum. Bir kalabalık var ileride. Herkes kafasını yukarıya kaldırmış, bakıyor. Yanlarına gidiyorum. Birisinin omzunu manzara ediniyorum kendime, soruyorum: "Neler oluyor burada, neye bakıyorsunuz?" Yanımdaki isteksizce döndürüyor kafasını. Tuğralı yüzüğünün birkaç sıra yanındaki parmağıyla yukarıyı işaret ediyor sadece. Bakıyorum. Ana caddedeki Koton mağazasının üstünde bir adam varmış meğer. Bir de ne göreyim, bizim
Metin T.
Abi bu. Ne yapıyor orada? İntihar edecek değil ya? Kalabalığı yararak biraz ilerliyorum. Teşvik ediyor kalabalık da bunu. 5 katlı mağazanın üstünden aşağı bağırıyor o da: "Kül Tablası, Zellenbur'un Sıradan Bir Günü, Mülayim, Gamsız, Kıskanç, Martısız Mahalle, Arabacı Meyhanesi'nden Cevdet'in Kısmeti, Yanlış Anlaşılan Masumiyet, Sahile Demir Atmış Şu Hurda Tekneler Var Ya, Denize Açılmayı Çoktan Unutmuşlardır'dan Hokka Diviiiit." Ne diyor bu adam? 60'ını geçti de delirdi mi yoksa? Haa, olsa olsa kitabının içinde hangi öyküler var onu söylüyordur. Şimdi anlaşıldı. Mağazanın altına ilerliyorum. Karşımda kocaman bir KOTON yazısı. Birkaç kat yukarısında da bizim
Metin T.
Abi. Bu sefer de ben ona bağırıyorum aşağıdan: "Yahu abi, imza günü mü bura? Geçen gün Kadıköy'de buluşup konuştuk işte. Çek arabanı şurdan," diyorum. "Bak Zellenbur'u çağırırım, bütün kurmacalarını siler aklından." diye de tehdit ediyorum ardına. Bunu duyan Meto bir irkiliyor, 1-2 adım geri çıkıyor. Sadece kendinin duyabileceği bir çeşit dua okumaya başlıyor: "Cebellezi kemakema ishaki kottono..." Duyan da İtalyan bir mafya gelmiş İstanbul'a, girmiş mülteci kılığına, insanları marizliyor sanır. Sadece Meto biliyor İshak Edebiyat'ın ruhunu çağırdığını. Zellenbur'un zehrine karşı tek panzehir. Kim tarafından yollandığı bilinmez, bir martı geliyor uzaklardan. Bulutları yarıyor, yağmurları birbirine küstürüyor. Mağazanın tam üstünde duruyor. Meto'nun üstüne geçip, "Yeter be yeter, iyi ki bir yazar oldun, içine etme neşemizin, bak halk ayaklandı." diyor. Meto şok. Bunu İshak mı yolladı yoksa Zellenbur mu? Kararsızlık köprüsünden aşağı bakıyor. Martı sırtlıyor onu, götürüyor birden bulutların ardına. Kalabalık olaysız dağılıyor dağılmasına. Aşağıda bir ben kalıyorum, bir de uzun boylu, orta yaşlarında, iyi giyinen bir adam. Adam başını ayırmaksızın KOTON yazısına bakıyor. Dönüyor, "İyi tanırım o adamı." diyor bana. Kim ola ki bu? Soruyorum. "Benim de romanlarım var. Ama kimse romanlarımı ve kurmacamı konuşmuyor. Herkes siyasi açıklamalarımın peşinde. Yok neden Nobel Edebiyat Ödülü almışım da, yok neden soykırım demişim de, yok Veba Geceleri'nde Atatürk'ü küçümsemişim de. Ne alaka yahu, ne alaka? Bunlar doğru kitapları okuduğuna emin mi?" diyor kafasını mağazadaki yazıdan ayırmadan. Ben de onunla birlikte bakıyorum. Kafamı yarım çevirip kim olduğunu soruyorum. "Ben Kemal Koton, fakat herkes beni farklı bir isimle tanıyor." diyor bana. Aha! İşte... Gökte ararken yerde buldum. Ona dönüyorum, "Sizi bir yere götüreceğim Kemal Bey, benle gelin." diyorum. Yürüyoruz. Eve ulaşıyoruz. Kitaplığımın manyetizmasına kapılıyor Kemal Bey hemen. Dikkatli gözlerle inceliyor. "İyi de, hiç benim kitaplarımdan yok sizde." diyor bana bakmadan. Ben de çaresiz suskun kalıyorum. Koltuğa oturuyorum. Koltuğun kolunda da
Metin T.
'nin
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
kitabı. Kemal Bey kitabı uzaktan görüyor, odaklanıyor ve birden seviniyor. "Ah, işte! Kitaplarımdan biri buradaymış!" diyiveriyor. Ben de şaşırıyorum. "Kemal Bey, bir yanlışlık olmasın. Bu
Metin T.
'nin kitabı. Sizin kitaplarınız henüz yok bende." diyorum. "Yok, yok." diyor bana. Ben de "Yok işte." diyorum, anlaşamıyoruz. "1000kitap'a söyle bu metin'lerde bir hatta bin sır var, bakalım çözebilecek misiniz?" diyor birden bana dönüp. Sıkılıyorum Koton'un muhabbetinden. Televizyonu açıyorum. Ne olmuş dersiniz? Boğaz'ın suları çekilmiş. Nasıl olur yahu? Daha bugün suyla doluydu. O kadar suyu nereye alıp götürdüler? Kemal Bey de o anda arkasını dönüp televizyona odaklanıyor. Yanıma oturuyor. Beraber dinliyoruz: "Bugün akşam saatlerinde Boğaz'ın üstünde gezinen bir martı, ayaklarıyla tuttuğu adamı suya attı. Adam Boğaz'ın lacivert rengindeki bütün suyunu çekip bitirdi. Uzmanlar bu olayın sebebini nüsha satılmayan semtlerdeki su kanallarının tıkanması olarak belirtiyor. Gelişmeleri size aktarm..." derken yanımdaki adam, "Uydurma bunlar." diyor. "Tamamen uydurma." Neden diye soruyorum. Her şey önümüzde işte. Canlı canlı çekilmiş. Kanıtlar dört duvar bir ekranın içinde. Tekrarlıyor yanımdaki, "Bütün kurmacalar uydurmadır. İşte bunun gibi." Kabullenemiyorum bunu. Yanımdaki kitabın yayınevini arıyorum. "Alo İthaki mi? Bu yayımladığınız bütün kurmacalar uydurma mı gerçekten," diye soruyorum. "Bu konuda bir bilginiz var mı?" Telefonun karşısındaki biraz dinliyor beni, yüzüme kapatıyor. Kemal Bey de gülüyor. Kapı çalıyor. Bir bakıyorum
Metin T.
Abi gelmiş. Bütün İstanbul'un suyunu içtin, benim evime mi boşaltacaksın be adam? Neyse, diyorum. Büyüğümdür. Al içeri. Alıyorum. Kemal Bey'in yanına oturtuyorum. Bakıyorum uzaktan ikisine. Sanki karışıyorlar birbirleriyle. Silüetleri eskrime tutuşuyor. Bütün dövüş sporlarını deniyorlar. Yenişemiyorlar da üstelik. Oysaki ikisi de dıştan öylece duruyor. Görünmeyen bir şeyler var burada. Belki herkesin görmek isteyip de kimsenin göremediği.
Metin T.
Abi koltuktan söyleniyor bana: "Korkma Oğuz, sen istemezsen görmez kimse beni," diyor. Ben de "Hayır." diyorum ona, "Hayır!" Görsünler, okusunlar bu kitabı. Edebiyatla uğraşanın son durağı zaten yazmaktır Oğuzcuğum. İlk durağı abi, ilk durağı. Otobüs mü yahu bu edebiyat dedikleri... Dur bi'. Kapı çalmadan bir silüet daha misafir oluyor içeriye. Kitabın kapağındaki mendebura benziyor. Cebellezi, cebellezi, cebellezi zikrini ağzına tesbihat yapmış. Elinde de bir el sinekliği. Hiçbir sinek kaçamaz benden! Nasıl içeri girdi diye merak ediyorum. Hayalet gibiliğiyle yürüyor odamın içine. Kemal ile Metin arasına oturuyor. Metin'in sol omzuna denk geliyor bu mendebur. Hatta belki de Metin'in her yerine denk geliyor. Yayılıyor Metin'e, kendi düzlemini kendi oluşturuyor. Zellenburlamak kelimesini icat etmek için TDK'yı arıyor. Kapalı. O anda
Metin T.
Abi'nin kulağına Kemal Bey, "Füsun, Füsun, Füsun..." diye fısıldayıp duruyor. Fısıldama be şeytan! Hadi Zellenbur yapsa neyse. Herkesin kendisine özgü bir cebellezisi var deyip geçeriz. Ama sen de mi Koton? Sen de mi ulan? Metin fenalaşıyor, metin fenalaşıyor, bir taksi istiyorum
Metin T.
Abi'yi hastaneye götürmek için. Sonra hemen gidiyoruz kurmaca adlı hastaneye, acilde tanıyı koyuyorlar bizimkine. "Öykü hastası bu," diyor doktor. "Bu aralar çok sık gördüğümüz bir hastalık. Takma isim kullanan bir adamdan bulaştığını düşünüyoruz. Sürekli başka isimler bulup duruyor. Geçen ay Cevdet Colins'ti, ondan önce de Suat Lewis'mış. Bu ay da Kemal Koton ismini kullanıyormuş. Nüfus Müdürlüğü'nü aradık kaç kere. Bu isimlerde kimse yok, dediler. Böyle uydurma isimlere kanmayın." Nasıl uydurma olur? Tekrar baksanız.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
kitabını kim yazdı o zaman? Ben kimle buluştum Kadıköy'de geçen hafta? Beynimdeki hatıra merkezinden şikayetçiyim, sizi de mi ben uydurdum yoksa? Hayır, kesinlikle hayır. Kabul etmiyorum bunu. Bana bak doktor bozuntusu. Ben gerçekte
Metin T.
'yi de gördüm, Kemal Koton'u da. Eğer görmeseydim onları görmeden yürüdüğüm yollarda kim bilir kimleri öğütürdüm. Bak,
Metin T.
Abi! Bak. Doktor da aslında Zellenbur işte, bizi aldatıp duruyor bu incelemenin yazarı gibi. Baksana, ilk kitabın günahı olur deyip duruyor. Olmaz diyorum! Ollllmaaaaz. Gel, çekip gidelim buradan.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
9.2/10 · 54 okunma
·
Sırala
Oldukça yaratıcı ve elbette eğlenceli bir inceleme olmuş. Kalemine ve yüreğine sağlık. :)
teşekkürler metin abi umarım bol okura ulaşır kitap
İlk etapta eski kitap sandım, kapak tam retro olmuş.
Yazarı da retro FM dinliyordur kesin :)))
Keyifli bir inceleme olmuş