Kitabı bitirir bitirmez hemen yazmaya başladım. Lise bittikten sonraydı sanırım bu kitabı okumuştum. Zaman içerisinde karakterleri, konuyu, olayı her şeyi unuttum ama kitabın sonu hep aklımda kalmıştı. Etkileyici bir sondu ve bu son uzun bir aradan sonra tekrar okuma isteği oluşturdu bende.
Selmin, Besim, Samim, Mefharet, Ferhat, Meral, Necile, Renginaz, Nail ve Feriha… Her biri her ne kadar çevreleri insan dolu olsa da derin bir yalnızlık içindeler… Bu kişilerin madde-mana ve idealizm-materyalizm gibi uçlar arasında gidip gelişi, bireyin yaşadıkları ile toplumun algılayışı arasındaki uçurumlara rağmen bir ruh arayışı gözler önüne serilmiş diyebilirim.
Meral ve Selmin’in diretilen her şeye isyan ediş şekli, Paris hayranlığı ve tüm sıkıntılarından kurtulmanın yolunun hür olmak ve Paris’e gitmek olduğunu sanmaları ve bunun için her yolu denemede bir beis görmeyişleri oldukça üzünçlü bir şaşkınlıktı benim için.
Samim’in hem tüm aykırı durumların içinde yer alıp hem de kendine bir düşler ülkesi bir ütopya kurmuş ve iç dünyasında Sİmeranya’yı var etmiştir. Maddeye ve hazlara kendini kaptırmış insanlardan ne zaman sıkılsa ve onlardan kaçmak istese Simeranya’sına sığınır.
Olay örgüsü içine 150 yıl sonra gerçekleşeceğini düşlediği Simeranya’nın birçok özelliği serpiştirilmişti. Eğitim, aşk, sağlık, hisleri, kıyafetleri vb.. başlıklarda ütopik dünyasına yer verilmiş.
Genel itibariyle psikolojik tahliller açısından ve özellikle Meral üzerinden insanın içinde iki ben oluşu, bazen iyinin bazen kötünün ortaya çıkışı etkileyici bir biçimde aktarılmış.
Beğendiğim halde uzun sürede okudum. Öyle çırpıda okunan bir kurgusu yok.
Şimdi Zuhal Olcay’dan Yalnızlığım’ı dinlemek iyi gider sanırım… Hem kitaba hem şarkıya vakit ayırmanızı öneririm.
YalnızızPeyami Safa