"Karım benim canımdır."
Öncelikle belirtmek isterim ki kitabı okuduktan sonra üzerine bir müddet başka bir kitap okuyamadım. Nedeniyse kitabın konusu yaşanabilecek olayların örgüsü ile ilerliyor olmasıydı. Çevremde bu olayların bir kısmını yaşayan insanların olması da kitabı okurken duygusal anlamda beni fazlasıyla etkilemesine ve bir çok konuyu yeniden sorgulamama neden oldu. 'Hakkımızda hayırlısı neyse öyle olsun."cümlesine olan inancım daha da bir arttı. Hayat bizlere ne verirse versin hep daha fazlasını isteriz. Hayatın bize verdiklerine değilde vermediklerine takılı kalırız. Hele ki bir şeyi çok istiyorsak ve olmuyorsa üzerine daha da bir gideriz. Her kapıyı çalar, çareler ararız. Ve bu süreçte yanımızdaki insanların değerlerini bilemeyiz, onlara karşı istemsizce tavır alır ve çoğu zamanda o kişileri kaybederiz. Her şey bize hayır getirir mi, diye durup düşünmeyiz. Hayır görünenden şer, şer görünenden hayır doğabileceğini unuturuz. Ayrıca Kaderimizi bir noktaya kadar yönlendirebilir ama değiştiremeyiz. İşte "Dokuz" kitabını okurken tüm bunları düşünürken buluyorsunuz kendinizi.
Silhem ve Samir'in yolları küçük bir kaza ile kesişir. İlk görüşte aşık olan Samir, tesadüfler zinciri oluşturarak Silhem'in kalbini kazanmayı başarır. Ailelerin tanışması ve göl kenarında edilen evlilik teklifi sonrasında söz, nişan kısmı atlanır ve düğün hazırlıklarına başlanır. Samir için bu süreç daha da bir yoğun geçiyordur. Evlilik teklifi ettiği gün Silhem'in bahsettiği siyah gülü aklına kazımış ve düğün gününü kadar ne yapıp edip o siyah gülü bulmaya çalışacaktı. Siyah rengin matem rengi olduğunu bile bile....
Evliliklerinin üzerinden dokuz yıl geçmiş, bu süreçte bebek sahibi olabilmek için fazlasıyla yıpranmışlardı. Her deneme bir heyecan, her sonuç bir hüsrandı. Artık birbirlerine tahammülleri de kalmamıştı. Altıncı denemeden sonra büyük bir kavga etmişler Silhem de evi terk etmişti. Bu ayrılık her ikisi için de zor olmuş fakat yaşadıklarını süzgeçten geçirerek yaptıkları hataların farkına varmışlardı. Yılbaşı gecesi aileleri ile birlikte toplanarak her şeyi geride bırakmaya karar vermişlerdi. Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı. 'Kader' Bir kaza ile başlayan birliktelikleri yine bir kaza ile sonlanmıştı. Birine; ölümlerin yaşandığı kazadan kısmen sağ çıkmak ve bitkisel hayata girmek, diğerine ise; ne zaman uyanacağını bilmeden, belki yıllarca sürecek bir bekleyiş kalmıştı geriye. Bir de hayata tutunmaya çalışan minik bir can...
Ben, bir noktadan sonra olayların farklı bir şekilde ilerleyeceğini beklerken yazarımız öyle bir ters köşe yapmış ve öyle bir final yazmış ki yazarımızı omuzlarından tutup sarsmak, "Neden" diye haykırmak istedim. Kitaptaki bazı karakterlere de çok kızdım. Anneye, anneanneye, ve otobüs şoförüne...
Ayrıca kitabın öncesi, sonrası ve günümüz olarak yazılması kitabı daha da bir akıcı hale getirmiş ve merak seviyeniz daha da bir artıyor. Kitabın nasıl bittiğini bile anlamıyorsunuz.
Son olarak da kitabın adının neden "Dokuz" olduğunu okurken anlıyorsunuz.
Ahmet Bey'in okuduğum ilk kitabıydı ve ben kalemine hayran kaldım. En kısa zamanda diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.
Ahmet Bey'in kalemine, yüreğine sağlık.
Kalemi daim, okuru bol olsun.
Seda Işık öncülüğünde okuduğumuz bu harika kitabı herkese canıgönülden tavsiye ederim. Kesinlikle okuyun, okutun.
Keyifli okumalar.