Türkiye'den çalınan altınlar nerede?
7/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2022 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2022 00:00
Polisiye, gerilim ve dedektif roman yazarı olarak özellikle 1960’larda ve 1970’lerin başında yazdığı romanlar ve kısa hikâyelerle ün kazanan Robert Fish, Amerika’nın bu daldaki en önemli Edgar Allan Poe ödülünü üç defa kazandı. Cep Kitapları Yayınevi tarafından “Takip” ve “Elmas Kavgası” isimli kitaplarından sonra dilimize kazandırılan bu üçüncü kitabı, 1983 yılı Ağustos ayında piyasaya verilmiş. Belkıs Çorakçı Dişbudak tarafından tercüme edilen 410 sayfalık kitabı sahaflarda 10.- TL gibi çok ucuz fiyatlardan, 40 yıllık bir kitap için “iyi” kondisyonda kolaylıkla bulabilirsiniz. Sayın Çorakçı o dönemlerde aynı zamanda konferanslarda simultane çevirmenlikte yapardı. Üniversiteyi bitirdikten sonra, ben de o sektörde çalışmayı düşündüğümden kendisinin onayıyla bir konferans çalışmasına katılmıştım. (Onu izledikten sonra, yaptığı işin beni aştığını düşünüp vazgeçmiştim.) O günlerden beri fırsat buldukça okuduğum Çorakçı’nın yaptığı çevirilerinin yeri ayrıdır. Kitap 1945 yılı Nisan ayında Berlin’de başlıyor. Kızılordu’nun zafere ulaşmasına ramak kalmıştı. Sovyet piyadeleri Berlin’in içlerine doğru ilerlerken ön hatlardan çekilen bir birlik hayvanat bahçesinde dinlenmeye çekilir. Birliğin çavuşu iki erin sığınaklarda bulduğu bir sandığı açınca dili tutulur. Savaş öncesinde bir üniversite profesörü olduğundan bulunanların Schliemann Hazinesine ait olduğunu bir bakışta anlar. [NOT: Eski bir rehber olarak kitapta “Schliemann hazinesi” olarak adlandırılan hazineye “TRUVA HAZİNESİ” demeyi daha doğru bulduğumu da burada eklemem gerekir!] Özellikle genç okurlar için, maceranın Soğuk Savaş döneminde geçtiğini hatırlatmak gerekir. Kitabın basıldığı tarihlerde Schliemann Hazinesinin 2. Dünya Savaşı sonunda Kızılordu tarafından alınarak söz konusu müzeye götürüldüğü iddia ediliyor; ancak Soğuk Savaş koşullarında bunun kanıtlanması mümkün olmuyordu. İşte kitap bu bilinmeyenden yola çıkarak bir kurgu-senaryoya dayanıyor. (SSCB’nin yıkılışından sonra, Ruslar hazinenin gerçekten kendilerinde olduğunu açıkladılar ve bir kısmı Berlin’de sergilendi.) Her ne kadar hiçbir müze açıkça itiraf etmese de, tüm büyük müzeler ve onların yanında gizli koleksiyonerler bu açık arttırmaya katılacaklardır. Ayrıca, hazinenin kime ait olduğu ve satın alacak müzenin sergileyip sergileyemeyeceği de tartışılır. Arkeoloji ve rehberlik ile ilgilenen okurlar için bu tartışmaların yapıldığı bölüm çok bilgilendirici ve ilginç. İkinci bölümde birdenbire 34 yıl sonrasına atlayıp romanın başrol kahramanı olan Dr. Ruth McVeigh ile tanışırız. Kendisi Metropolitan Sanat Müzesi müdiresidir ve aldığı bir paketle şoka uğrar. Paketin içinden hazineye ait küçük bir parça ve söz konusu hazinenin bir açık arttırma ile satılacağına dair ayrıntılı bir mektup yer alır. O andan itibaren kitap iki ayrı zaman diliminde ilerler. Birincisi, ilk bölümde başlayan hazinenin 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde bulunmasından sonra, eski bir SS subayının kalpazan bir İsveçli’nin hazırladığı sahte belgelerle hazineyi Leningrad’a götürürmüş gibi devralıp İsveç’e kaçırmaya çalıştığı kısımdır. (Senaryo hakkında daha fazla bilgi vermeden kesiyorum!) Diğer kulvarda ise başrol kahramanının yanına Leningrad’da ki Hermitage Müzesi müdürü Gregor Kovpak eklenir. Demirperde’nin var olduğu o dönemde Batı’ya geçen her önemli Rus'un yanında bir de KGB ajanı vardı. Kitapta bu rolü üstlenen karakter orta yaşın üstünde ve her iki tarafın ajanlarının oynadığı oyunu oldukça iyi biliyor. Doğal olarak CİA’de boş durmuyor. İki müze müdürü Doğu Almanya topraklarında kaybolan hazinenin izini ararken, bu iki ajanda farklı yer ve zamanlarda devreye girerek işleri daha da karıştırıyorlar. Ayrıca, hazineyi bulan ve satışa çıkaran iki ayrı kişi de senaryoya katılınca, bazı bölümlerini oldukça dikkatle okumanız gerekiyor. Genelde casusluk romanlarının arka planını oluşturan bir dönemde geçen bu macera romanının bazı bölümleri nefes nefese okunurken, bazı yerlerinde araba içinde bir şehirden diğerine giderek sabırla hazine arıyorsunuz. Yazarın ilk kitabını yaklaşık 40 yıl önce okuduğumdan tarzı hakkında doğal olarak aklımda hiçbir şey kalmamıştı. Bu eseri severek okudum, özellikle arkeoloji ve casusluk-gerilim meraklıları ile 1980’lerin Dünyasına özlem duyan nostaljik okurlara tavsiye ederim. Gereksiz bulduğum tek nokta, ana kahraman olan müze müdiresinin güzelliğine birçok bölümde ayırdığı tasvirler oldu.
Roman
Truvanın AltınlarıRobert Fish · Altın Kitaplar · 19833 okunma
·
174 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.