Belkıs Çorakçı Dişbudak

Belkıs Çorakçı Dişbudak

Çevirmen
8.7/10
2.870 Kişi
·
7.991
Okunma
·
1
Beğeni
·
84
Gösterim
Adı:
Belkıs Çorakçı Dişbudak
Tam adı:
Belkıs Çorakçı, Belkıs Dişbudak Çorakçı
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
istanbul, Türkiye, 1938
1938 yılında İstanbul'da doğdu. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunudur. 1968 yılında simültane tercümanlığa başladı. 1971'den bu yana İngilizceden kitap çevirileri yapmaktadır. 400'ü aşkın eserin çevirisinde imzası vardır. En bilinenleri, Gazap Üzümleri, Heidi, Şibumi, Atlas Silkindi, Hayatın Kaynağı ve Parfümün Dansı. Ayrıca 'Günde 10 dakika ile İngilizce' ve 'Tane Tane Simultane' adlı eserleri var.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İşten izin alıp eve geldiğim şu saatlerde ve bu sene 12. sefere okuyunca, "eh yazam artık şu incelemeyi" diye oturmuş bulunuyorum pc başına .. Daha önceleri çok kereler niyetlendim , çokta yazayım istedim ama bir garip kararsızlıktan dolayı hep öteledim bu incelemeyi .. Bir şeyleri kaçırıyorum hissiyatı çöreklendi hep içime .. Biliyorum bu incelemede de muhakkak birşeyler unutulacak ama milletin beynini yiyip , sürekli oku diye darladığım bir kitabın , sitede tarafımdan yazılmış bir incelemesinin olmaması da bir garip abesle iştigal vakasına kapı aralıyor.. Senin incelemen nasıl olmaz diye mesaj atan da pek çok kişi oldu .. Siz istediniz yazıyorum !! =))

Öncelikle , bu kitabı bir kez okumayınız .. Mümkünse bir seferden fazla okuyunuz .. Japon kültürüne aşina değilseniz ve tarihle alakanız yoksa , üzerine oturtulduğu çok önemli iki kavramdan mahsur kalmış olarak okuyacağınız bu kitap size klasik vurdu kırdı edebiyatı hissiyatı verecektir .. Lakin mevzu hiçte öyle değil .. Daha önceki incelemelerimde de belirttiğim gibi okuyacağınız eserin geçtiği dönemi , dönemin tarihi olaylarını bilmek elzem...

Bu bakımdan Şibumi muazzam ve kusursuz bir altyapı üzerine inşaa edilmiş bir kitap .. Çünkü konusu itibari ile hem 2. Dünya Savaşı öncesini ,hem de sonrasında gelen soğuk savaş yıllarına mütakip senelerde Amerikan Merkez Bankası' nın kontrolünü ele gecirmiş , dilediği zaman dolar basıp söz konusu ülkenin ve dolayısıyla tüm dünyanın ekonomik kaderini ,sahip oldukları diğer kaynaklar vasıtasıyla tayin edebilen Rockefeller ve Rothschild hanedanı kıvamındaki küresel tröstleri kitaba zerre bol veya dar gelmeyecek şekilde giydirmeyi başarmış.. Nanking katliamı olsun , olimpiyatlarda öldürülen İsrail asıllı yahudi atletler ve Filistin Kurtuluş örgütü olsun , japonyaya atılan atom bombası olsun romanda arka planda geçen olayların tümü gerçek.. Zaten yakın dünya tarihiyle kulaktan dolma da olsa alakası olanlar bunun zevkini kitabı okurken son raddesine kadar alıyorlar.. Bunun garantisini veriyorum size kafadan.. Yazarın Japonlar gibi son derece garip bir milleti böylesine ince eleyip sık dokuyup gözlemleyerek bize aktarması da ayrı bir cici opsiyon..Zaten gercekleşmiş tarihi olayların arasına yarattığı her biri birbirinden ilginç ve "altı dolu" karakteri japon felsefesi ile birbirine bağlaması yazarın hanesine + puanları ışık hızıyla yazdırıyor ..

Konuya gelecek olursak... Olaylar kahramanımız Nikolai Hel etrafında cereyan etmekte .. Dünya savaşı yıllarında Rusya' da son derece zengin bir aileye mensup olan annesi , dönem itibari ile ortamdaki ekonomik buhrandan ötürü ve hem kendisine hem de servetine musallat olan üst düzey bir rus subayından kaçarak Shangay'a ayak basıyor.. Beş parasız kalsa da güzelliği ve kültürel birikimi ile burda ayakta kalmayı başarıyor.. Kahramanımız Nikko işte bu genç ve güzel anne ile bir SS subayının oğlu olarak dünyaya geliyor ..Pek çok dil bilen ve dolayısıyla çoklu düşünce yetisine sahip olan , çocukluğundan itibaren muazzam bir özgüven ile büyüyen , Nanking Katliamı sırasında evlerine el koyan ve babasız büyümesinden ötürü ilerde kendisine bir baba figürü olarak seçeceği General Kishikawa' dan japon strateji oyunu GO' yu , japoncayı ve shibumi felsefesini öğrenen , ilerde Hoda Korosu sanatı ( çıplak elle adam öldürme ) , mağaracılık ve tırmanış gibi sporlara vakıf olacak ve bünyesinde doğuştan bulundurduğu "kısmi" astral seyahat ve mistik yeteneği ile birlikte yenilmez ve ilerde istemediği müddetçe fotoğrafı dahi çekilemeyecek olan Nikolai Hel! Senin anlayacağın kaba tabiri ile YOK EDİCİ bu abimiz .. Doğu ve batının BEST OF ' u !! Hani şu "karşına almak istemeyeceğin düşmanlardan" biri.. Öyle bir manyak ki, kitapta ANA ŞİRKET olarak geçen Rockefeller ve Rothschild tayfanın üstüne tek başına giden bir cengaver! Bu arada birkaç yorumda anti kahraman diye okuduysam da ben bu kanıda değilim .. Ben kendisine bir RONİN gözüyle bakmayı tercih edenlerdenim.. Ronin, eski Japonya ' da edo dönemi civarında hüküm sürmüş feodal lordlara bağlılık yemini etmiş ve bu derebeylere bağlı olarak katanasını (KILIÇ DEĞİL O ! KILIÇ DİYEN AĞZI TENEŞİRE GELESİCE =)) ) sallamış , lakin sonrasında ya efendisinin ölümü ile ya da itaatsizlik sonucunda başsız kalmış samuraylara verilmiş isim .. Şimdi kiminiz yahu arkadaş amma spoiler verdin diyecek olabilirsiniz .. İnanın burda bahsettiğim tüm olguların ve olayların kitap içerisinde apayrı bir örgüsü , her olayın apayrı bir öyküsü var .. Burda okumuş olmanız , okurken hayran olacak olmanıza engel teşkil etmeyecek ..Kitabı zaten eşsiz kılan şey bu .. Pek çok roman okudum polisiye , gerilim ya da macera olsun .. Şibumi 'yi bunların hiçbirinin arasına katamıyorum .. Sanırım bu biraz da kitaba entegre edilen japon felsefesi ve Şibumi olgusundan da kaynaklanıyor .. Keza Star Wars ' u da içinde bulundurduğu japon felsefesi ve kültüründen ötürü aynı şekilde kesinlikle bir bilimkurgu filmi olarak kategorize edenlerden değilim .. Bu bağlamda Star Wars ' taki Master Yoda ve Obi Wan Kenobi ' nin yanında yetişen ve sonrasında karanlık tarafa geçen Anakin Skywalker ' ın hikayesine de paralellikler var (TÜYLER DİKEN DİKEN !!! ).. Neyse SW damarından girersek bu inceleme hiç bitmez , sabahlara kadar yazarım .. Bir miktar Şibumi hakkında bilgi vereyim ve saatlerdir kıvranarak toparlamaya çalıştığım bu incelemeyi rayına oturtuyum istiyorum .. Daha önce Japon Yapmış kitabına yazdığım incelemede de (#20278297) bahsettiğim gibi japonlar cidden apayrı bir millet.. Yemyeşil bir vadiyi ikiye bölen bir ırmaktan geçerken , fotoğrafını çekecek onca şey varken ırmağın ortasındaki yosunlu bir taşın fotoğrafını çeken bir Japonu nasıl değerlendirirsiniz bilemiyorum .. Ama Şibumi işte budur .. Ölçülü güzellik .. Sizce hayatta hiçbir yeri olmayan kel alaka bir nesnenin dahi içerisinde barındırdığı ÜSTÜNLÜK.. Yapılan ,takınılan tavırlardaki ölçülülük ..

Gelelim kahramanımız Nikolai Hel ' in o meşhur Amerika ve Amerikan siyasetine olan düşmanlığına .. İlerde yolu Japonya ' ya düşecek olan ve hayatı bu ülkede kök salan , japonların arasında bir GAIJIN yani yabancı olarak görülmesine rağmen japon kültürüne aşık olan bu adamın hayallerini , yaşamını ve sevdiklerini attıkları atom bombası ile yokeden Amerika.. İstila sonrasında onu hapsedip yıllarca bir hücrede tutan , ondan durdurulamaz , yenilmez ve tespit edilemez bir tetikçi yaratan Amerika .. Ve sonrasında ona mecbur olup , eline düşen Amerika!! Anlatacak öyle çok şey var ki .. Keşke size spoiler vermeden bunları bir kerede zerk edebilsem .. Herkes alsın okusun istiyorum bu kitabı.. Cidden emsalsiz bir şaheser .. Japon kültürünü falan bir yana bıraktım , safi alınan intikamların görülen hesapların dahi RACONU yeter de artar bile .. Analar doğurmaz böyle aslan denir yaa .. İşte odur Nikolai Hel !!!

Bakın bir kaç küçük ayrıntı vereyim sizlere ..Muhtemelen kitabı okurken gözünüzden kaçacak ..

* Kitap 5 bölüme ayrılarak yazılmış ..Ve bu beş bölüm , go oyununda uygulanan stratejiler .. Kurulum , dizilim , oyalama ,kuşatma ve saldırı ile gelen son ölümcül darbe kıvamında tripler ..

*Kitapta Japonya' da savaşa alım sırasında duvarda asılı olan bir bildiride şu yazı var ( ki tüm 2. dünya savaşına katılmış ülkelerin propagandalarını - karşı propaganda afişlerini görmüş incelemiş biri olarak söylüyorum bunu : DOĞRUDUR! ) BAYRAK ALTINA ÇAĞIRILDIĞINIZ İÇİN SİZİ KUTLARIZ ! İşte MANYAK JAPON MİLLETİ , JAPON ONURU VE ASALETİ BUDUR !!! Siz bizi değil ; biz , Japonya olarak sizi seçtik..Biz Güneş' in ülkesiyiz.. Japon halkı olarak Güneş' in evlatlarıyız.. Görev istenilmez , VERİLİR! Bu yüzden o dönem , savaşa çağırılmadığından ötürü onurunu kurtarmak için seppuku (harakiri ) yapan japon gençlerinin haberleri ile doludur..

* Kiraz ağaçlarının altında yürürlerken Seppuku , yani onurunu kurtarmak için bağırsaklarını deşerek ölümü seçtiği anda Kishikawa' nın Nikko ' dan helallik aldığı bölüm nice yiğidoların gözüne yaş yürütür o kiraz ağaçlarının altında.. Yenilip esaret altına girmek değildir onu üzen , onurunu kıran .. Manasız bir savaşa girip insan canına kıymaktır onu yaralayan..OKUYUNUZ :

" Birçokları esaretin şerefsizliğindense , seppuku uygulamaya kararlı.Ben de o yolu seçmeye karar verdim.ŞEREFSİZLİKTEN KURTULMAK İÇİN DEĞİL.Çünkü bu hayvanca savaşa katılmış olmak beni SEPPUKUNUN TEMİZLEYEBİLECEĞİNDEN ÇOK FAZLA KİRLETTİ..Ama gene de ... intiharda temizlenme umudu yoksa bile , hiç değilse bir GURUR var.. ONURUNU KAYBETMİŞ BİR ASKER , sana koruyucu bir kalkan görevi yapamaz ...Kalmakla sana yardımcı olamayacağıma göre de.. gitmeye karar verdim.Beni anlayabileceğini umuyorum Nikko! Anlıyor musun ? Gitmeme izin veriyor musun? "

YANDI CİĞER !! AL BİR ŞİŞE "BÜYÜK"!! AÇ ARKAYA KAMURAN AKKOR 'DAN ELVEDA MEYHANECİ' Yİ..
https://www.youtube.com/watch?v=KO2IbbAxjK8

* Sayfa 108 ' den itibaren geçen muhabbetin kiraz ağaçları altında yapılmasında bir KASIT vardır .. Japonlar için Kiraz Ağacı kutsaldır .. Sakura ismiyle geçer.. Ama meyve vermeyen , sadece çiçek açan bir türüdür onların memleketindekiler .. Yeniden Doğuş ve ölümü simgelerler japon kültüründe... Dolayısıyla ölümü seçen General Kishikawa' nın söz konusu muhabbeti bu ağaçların altında yapmasının sebebi hayatında yaşayacak olduğu günlerine dikkat etmesini istemek ,yanındaki genç Nikolai ' ya son bir ders vermektir..Hayatın çok kısa olduğunu , insanın zaman denen olgunun karşısındaki acziyetini ona anlatmak istemesidir.. Haddini bilmektir kısacası .. Zira Sakuralar koskoca bir yılda epi topu sadece 9 - 10 gün çiçek açarlar ..

Son olarak "YA OKU YA ÖL" klasmanında kitaplardan biri bu ! Bir de John Wick' ten bir sahne paylaşayım da tam olsun =))

http://2.bp.blogspot.com/...WA/s1600/Shibumi.jpg

Eeee ne demiş Star Wars' tan Mace Windu abimiz :

Beautiful as a rose ...DEADLY AS A VIPER!!!

Ve ola ki birinci ve "sansürsüz" basımını bulursanız SAKIN KAÇIRMAYIN !! Şu da şurda dursun ŞEKLİMİZ OSSUN!!! =P

https://i.hizliresim.com/Az5ylr.jpg

https://i.hizliresim.com/5yMGbA.jpg
Aslında ben bu kitabı OKUMADIM...

An ve an yaşadım. Beni içine hapsetti.. Bence bu kitabı okudum demek çok yavan ve basite kaçıyor...
Sanki 'Joad' ailesiyle o unutulmaz kamyonete atlamışım günlerce haftalarca onlarla birlikte sefaleti,  açlığı,  hüznü dibine kadar yaşamışım...

Steinbeck'in muhteşem kalemiyle yazılmıs ve ona ödül kazandırmış bir kitap..
Ödüllü bir kitabı okurken daha bir heyecanla okuyorsunuz. O heyecanın kitabının sonuna kadar eksilmediği bir öykü...

Büyük bir burhan döneminde yaşayan bir ailenin hayat mücadelisini anlatan bir roman..
Elinden yavas yavas umudun kaybolurken mutluluklar hüzne dönüşürken bunlara rağmen insanlığın direncini muhteşem bir betimlemeyle anlatmış
Anlatım,  betimlemeler,  olaylar,  karakterler, kitabın her bir öğesi bir yapbozun parcası gibi uyum içindeydi.

Yine bir etkinlik sayesinde tanıştım 'JOHN STEINBECK'  ile..
İlk basta pek içimden gelerek okumaya başlamasam da,  sonunda keşke bu zamana kadar bu hikayeyi bekletmeseydim dedirtti.

'Hayatın anlamını bu kitap da bulacağınıza eminim'
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Şibumi öyle garip bir kitap ki zamanın kitapta kullanımı olarak "Her Şey Aydınlandı" romanına benziyor. Karakterler ve siyasi olayların düzenlenmesi olarak "Yüzyıllık Yalnızlık" ve "1984" gibi romanları hissettiğiniz yerler var. Fakat garip olan şu ki kitap bir film gibi. Yani kime sorsam ya da nerede görsem filminin çekilmediğine şaşırıyor. Ben kitapta bir "Old Man" filmi de gördüm. Lafı uzatmadan artı ve eksi yönlerine geçiyorum :

Artı yönleri :
- Romanda çok sayıda kültürle iç içe olabiliyorsunuz bunun içinde Amerikan kültüründen Japon kültürüne, Bask kültüründen Fransız kültürüne ya da Kosta Rika kültürüne kadar çok sayıda kültür bulunmakta. Bunun nedeni kitabın ana karakteri Nicholai Hel'in bu kültürlerin hepsinden birer parçası olması. Özellikle de Japon kültürüne ait "Go" oyunuyla beraber hayatını da buna göre düzenleyip hareketlerini buna göre belirleyebilmesi, algılarını buna göre geliştirebilmesi kitabın ana konularından biri.

- Kitabın adı aslında aşırı bilgelikten basitliği yakalamaya yönelim anlamı taşısa da kitabın vermek istediği mesajlar başka konularda ve çok fazla bulunuyor. Roman bilgilerden geçip basitliğe varmak dışında Amerikan kültürü eleştirisi, modernizmin getirdiği kahramanların klişe özelliklerine eleştiriler, CIA ve FBI gibi örgütlerin Arap kültürlerine bakış açıları, Rusların, Japonların, Amerikalıların, Çinlilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde birbirlerine karşı bakış açıları gibi çok geniş bir yelpaze var. Yani esas konu dışında kendinizi bazen Pearl Harbor saldırısında da bulabiliyorsunuz Hiroşima'da da bulabiliyorsunuz. Ama dediğim gibi bunlar romanın konusuna o kadar ince serpiştirilmiş ki bu saldırılar salt siyaset olarak verilmemiş. Kitap daha çok bir Batı kültürü eleştirisi ve genel yargı olarak çoğu kitabın hep Batı'ya yönelmiş olması. Romanda çoğu zaman Doğu kültürü ve onun kenara atılan spiritüel özellikleri irdelenmiş.

- Artı yön olarak vermek doğru mu bilmiyorum fakat kitabın son baskılarında ilk baskılarında verilmiş olan Hel'in saldırı taktikleri konuları çıkartılmış. Bunun nedeni olarak bu kitabı okuyan insanların bu taktiklerden etkilenip de cinayetlere sebebiyet olmalarından dolayıymış. Bu kitabın bir yerinde dipnot olarak geçiyor.

- Romanın bende bıraktığı etki olarak uyuduktan sonra diğer günün hemen gelmesini istedim çünkü bu kadar interaktif bir karakteri okumak gerçekten çok zevkli. İçinde mağaracılık hobisi bulunan bir adamın meditasyon anılarından savaş zamanlarındaki düşüncelerine, Go oyununu hayatına yayışına kadar bir çok deneyimleme bulunuyor.

Eksi yönleri :
- Kitabın E Yayınları ile çıkan basımında ufak tefek de olsa imla hataları var. Okumanızı etkilemiyor.
- Romanın bazı yerlerinde abartıya kaçılmış gibi hissettim. Bunda Hel'in yakınlık duygusunun etkisi var. Bu duyguyu bir insana koyunca çevresindeki insanların nerede olduklarını ve nereye gitmek istediklerini anlayan bir adam haline dönüşmüş. Fakat aslında bunun nedeni Hel'in Allah vergisi dil öğrenme ve düşünme yetenekleri ayrıca Go oyununu düşündüğü sırada kendini çok başka yerlerde hissedebilmesinin de etkisi var.
John Steinbeck'in yazdığı Gazap Üzümleri hiç kuşkusuz en önemli Amerikan edebiyatı eserlerindendir. 1930lar'ın ekonomik kriz yıllarını etkileyici bir dille anlatmıştır.

Roman çiftçilerin 1930'lu yıllarda Dust Bowl döneminde Oklahoma'dan Kaliforniya'ya (bereketli topraklara) göçlerini, yaşamlarını ve çektikleri sıkıntıları anlatır. Steinbeck hem bireysel olarak Joad 'ın yaşamını, hem de genel göçten bahsetmiştir. Büyük bunalımdan etkilenen Joad'ın ailesinin yakından inceleyerek bize bu çiftçilerin de insan olduklarını anlatmaktadır.

Bu kitap kapitalizmi eleştirmektedir. Üzümler verimli Kaliforniya vadilerinin sembolize ederken çiftçiler bu verimli vadilerin bir parçası olamayıp acı çekmektedirler.

"Eh hepimiz hayatımızı kazanmak zorundayız."
"Öyle," dedi Tom. "Ama keşke başkasının hakkını almadan kazanmanın bir yolunu bulsaydın."

Roman bireysel ailenin parçalanışını anlatırken aynı zamanda bütün göçmenlerinde tek bir aile oluşunu bize anlatmaktadır. Bir araya gelip yiyeceklerini, hayatlarını, umutlarını anlatmaktadır.

Bu roman ayakta kalma mücadelesi veren insanların hikayesidir. insanlık dramını olağanüstü bir dille anlatmıştır.

Kitabı okurken ilk başlarda zorlandım açıkçası sindire sindire okuyum dedim , sonrada devam ettim iyi ki etmişim. İlk kez uzun sürede okuduğum bir kitap oldu.

Steinbeck'in en çok okunan romanlarından Gazap Üzümlerini okumayan okurlara tavsiye ediyorum.
BU İNCELEME KİTABI OKUMAMA VESİLE OLAN Tuco Herrera YA İTHAFTIR (SPOİLER OLABİLİR! )

Böylece Tuco soslu bir inceleme olacağını belirteyim :))

Yıl 2018 mevsime uydum
Sebep oldu Tuco bir kitap okudum
Şibumi defterine adımı yazdım
Nicholai Hel dünyaya hükümdar olmaz !

Şibumi. İtiraf etmeliyim, her ne kadar az okuyan biri olsam da bugüne kadar okuduğum en güzel 10 kitaptan biri oldu.

Şibumi felsefesi, yaşam tarzı, dünya algısı. Biz bunu Türk-İslam sentezine pekala “Hikmet” diye uyarlayabiliriz.

Her şeyden önce belirteyim ki “Zaman” kavramı bu kitaba çok güzel yedirilmiş. Hem neredeyse 40 yılı hem de birkaç günü ileri-geri sar dön anlat tekniğiyle çok güzel işlemiş.

Ne kadar anlatsak neresinden tutsak, Tuconun da dediği gibi mutlaka bir şeyler eksik kalacak, tekrar tekrar okunmaya müsait bir kitap.

Siyasi politik olarak bakarsak son yüzyıla ışık tutuyor, Başta Amerika (U.S.A) ve onun CIA ve türlü dolaplarını çok yerinde tespitlerle ortaya koyuyor. Bununla birlikte 2. Dünya Savaşı ve türlü devletlerin türlü tezgahlarını da. Bugün de önemini koruyan petrol paylaşım savaşları, OPEC denilen yerleşik para ve güç düzeni. Kitapta geçen Arap işbirlikçiliği ve diğer pek çok mesele. Burada Tucoya ve sizlere hatırlatmak istediğim önemli bir tarihi olay var, o da bu düzene kafa tutan belki de tek Suud kralı olan Faysal suikastı. Bu çok uzun bir mesele aslında önüyle arkasıyla, isteyen araştırsın diyerek sadece kısa bir Google alıntısıyla yetineyim,

“Suikasti gerçekleştiren kişi kralın yeğeni Faysal bin Musad’tı. Faysal bin Musad, Amerika’dan yeni gelmişti.”

Google demişken, kitapta çok önemli bir yer tutan “şişko” denilen bilgisayar ya da benzeri alet de bugünün internet düzenine ve özetle Google imparatorluğuna birebir uymaktadır.

Nicholai Hel , yani kahramanımız. Onu anlatmak için destan yazmak gerekiyor. Ne söylesek az gelecek. Kader ağlarını örerken, ülkeden ülkeye savrularak yaşayan , birkaç dile hakim, hem fizik hem metafizik bir karakter. Şibumi felsefesiyle hareket eden, GO denilen Japon oyunuyla çocukluğunda tanışmış ve bunu hayatına yön vermekte kullanmış, belki bir deli, belki bir dahi, belki bir mistik, belki bir canavar, belki bir centilmen, belki bir katil, belki bir Don Juan, belki bir Mecnun, belki bir Süperman, belki sıradan bir adam, belki bir “ her şey”.

Kitaptaki en önemli noktalardan biri de “Bask” kültürü. Okurken aklıma geçen sene Baskların durup dururken celallenip sonra da bir bakıma kıç üstü oturdukları siyasi süreç geldi. Acaba bu kitabı pek çoğu okuyup içlerine sindirmiş olsalar böyle mi hareket ederlerdi ya da böyle mi olurdu sonuç?

“İki kez onunla Şibumi kavramını bile tartıştım. Şibumiyi değil tabi. Güzelliğin niteliklerinden söz etmek bezirgan kafasına daha kolay gelir de, güzellik kavramından söz etmek zor gelir.” Sayfa 324

Bunu da okuyunca aklıma Dücane Cündioğlu'nun çok kullandığı bir sözü geldi,

“Güzel bulmak başka, güzel-i bulmak daha başka”

İşte Şibumi bir bakıma özetle, güzel bulmak değil, güzel-i bulmak, bulabilmek..

Nicholei Hel , hayatın ve şartların önünde sürüklenen bir adam, belki de az çok hepimiz gibi. Yeri gelince vicdan abidesi, yeri gelince soğukkanlı bir katil. Tabiri caizse hatun meraklısı da yani elinden kimler geçmedi ki :)))

Kitaptaki diğer pek çok karakter de birbirinden ilginç ve üzerinde durulası, onlara da girersek nasıl çıkarız bilmiyorum. Okusun herkes bu kitabı.

Japon kültürü de kuşkusuz kitabın temel yapı taşlarından, belki de birincisi.

Şibumi kavramının yanına, Aşk ve Benlik kavramlarını da eklesek kitaptaki bütünlükle hiç çelişmez diye düşünüyorum ve böylece bir başka kitaptan bir alıntı paylaşıyorum, Şibumi-Hikmet bağı demiştim ya hani, yine Doğu kültüründen ama bir bakıma Şibumideki gibi Doğu-Batı ilişkisini de anlatan Amak-ı Hayal’den , bu kitabı da önyargısız okumayı öneriyorum Tuco ve herkese.

“Adı 'Aşk' olan bu pehlivan bize yaklaştıkça nur perisinin elindeki küre parlaklık kazanmakta ve nur karanlığı gidermekteydi.Meydanın ortasına geldiği zaman küre tamamen aydınlanmış ve alem karanlıktan kurtulmuş idi.Meydanda file binmiş süvari 'Nefs-i Emmare' ile onun esiri ben bulunuyorduk.Aşk, ejderhasını bize doğru yöneltti.Çok zarif fakat laubali bir tavırla :
-Emmare! Bana da karşı duracak mısın, dedi.
Emmare eğilerek filden yere indi. Aşk'ın önünde diz çöktü.:
-Sen herkesin olduğu gibi,benim de efendim,velinimetimsin. Aczimi ilan ederek,işte sana secde ediyorum dedi.
Aşk beni serbest bıraktı. Gülerek:
-Haydi koca abdal Hikmet, git. Rahatına bak, dedi.”

Kitap pek çok kişinin dediği gibi gerçekten film olmaya çok müsait. Bunun bugüne kadar gerçekleşmemesi belki yazarın tercihi olabilir,2005te ölüyor, vasiyeti olabilir, telif meselesi olabilir,kendisi inziva hayatına çekilerek yaşamış uzunca bir süre.

Kitaptaki mağaracılık hobisi, Japon bahçesi merakı da apayrı ilgi çekici konulardan.

Kahramanımız Hel hayatın acımasız yönleriyle tanıştıkça bir bakıma kendi özünden uzaklaşıyor ama hep o çocuksu arayış devam ediyor. Zaten kaç yaşında olursa olsun hep 10-15 yaş genç bir görünüme sahip oluyor Hel. Böylece anlattıklarımın yanında yarım kalan pek çok şey olduğunu bilmekle beraber incelemeyi çok sevdiğim şair-yazar Sezai Karakoç’la noktalandırmak istiyorum.

“İnsanı çözersin, çözersin, çözersin ; çocuk çıkar.”

Şibumi, okunmalı…
Nasıl bir sondu öyle !!!
Mükemmel bir kitap...

Makinelerin insan yüreğini ezip geçişine ve insanların bir somun ekmek için bütün gün çalışmalarına tanıklık ediyorsunuz.
! Kahrolsun Kapitalizm !
İnsanları köleleştiren Californiaya kaçan binlerce insanın öyküsü yüreğinize dokunacak...

Tam 79 yıl önce kaleme alınıp 5 aylık bir süreçte yazılan dev bir eser...

Geç bitirdim çünkü araya irili ufaklı on adet kitap ve yarım yamalak bir taşınma işi sıkıştırdım.


Spoiler*
Eksik bulduğum sonucunu merak ettiğim bir kaç şey havada kaldı, şimdi oldu mu ki böyle ?
Tom ve Connie kaçıp gittikten sonra ne yaptılar ne ettiler??? Bunları da açıklasaydı keşke yazar. Mesela connie gittiğinden beri merak ediyorum onu insan hamile karısını bırakıp bir şey demeden ne diye nereye çekip gider. Hep onun traktörcü olacağını ve ailesiyle karşılaşacağını düşündüm..
Kitap o kadar akıcı ki onların dertleri benim dertlerim oldu resmen araba bozulunca Canım sıkıldı et almak için para biriktirince ben sevindim. Kalemine, yüreğine sağlık Steinbeck..Yazacak çizecek çok detay var aslında ..

——
“Weedpatch Camp” kitapta böyle bir kamptan bahsediliyor steinbeck kitabı yazarken o kampa uğramış ve adını oradan esinlenmiş, günümüzde o kamp göçmen işçiler tarafından kullanılmaya devam ediyor.
Bkz: http://m.radikal.com.tr/...azap-uzumleri-396094
"Seni Nevada​ çölü sıcağında kalmış buruşuk bezelye."

Bunun gibi bir cümleydi, aklımdan çıkmıyor. Sanırım başlarında yazıyordu. Yaklaşık çeyrek asırda bitirdiğim için pek hatırlamıyorum, umarım bu kitapta okumuşumdur ama öyle değilse bile bu cümle aklımda hep bu kitaptan diye kalacak :D

Okumak için zaman bulamadığımdan mütevellit uzun sürdü kitabı bitirmem.

Kitap ilk yazıldığında "Pancarın Dansı" olan adı sonradan Parfümün Dansı olmuş.
Uzun zamandır bu tarz kitap okumamıştım, güzel oldu benim için​. Popüler olduğundan dolayı okunan ve kapitalist sistemle sadece kâr amaçlı çok satanlar diye gösterilen, içinde insana katkıda bulunacak pek bir şey olmayan kitapları hiç haz etmem, canın cehenneme kapitalist düşünce!

Bu kitap her ne kadar öyle gözükse de pek değil. Beklentimi çok yüksek tutmadım ama özellikle arayıp bulmuştum bu kitabı. Biraz felsefi biraz mistik - gizemli olduğunu duyunca merakım kabardı haliyle. Ama bir hayal kırıklığı falan yaşamadım. :)

Tom Robbins'in gerek yazım tarzını gerek kurgusunu çok beğendim. Aralara sıkıştırdığı espriler eğlenceli ve kurduğu cümlelerin çoğu tam Amerikan sokak ağzı :) kitapta biri birine hakaret edecek bir cümle kuruyorsa kendine has tarzıyla ve değişik bir şekilde​ yapıyor bunu :D gerçekten​ garip benzetmeler bulunuyor.

Kitabın içinde farklı farklı hikayeler var.
-Spoiler olarak görür müsünüz bilmem ama okuma şevkinizi kırmaz sanıyorum yazdıklarım.-
Bu hikayeler tek bir noktada kesişiyor. Önceden tahmin etmiştim ama ne şekilde olacağını kestirememiştim tam olarak. O yüzden ilk baş sıkılsanızda sabırla okuyunca netleşmeye başlıyor.


-1. Kalite Yasemin esansı peşinde olan Priscilla.
- Ölümsüzlüğü hedefleyen Alobar ve Kudra.
- Alobar'ın eşleri.
- V'lu, Ricki, Wiggs, Claude, Huxley Anne
- ve tabiki Pan
Aklıma gelenlen karakterlerden.
Bir de balina maskesi takan ve balina balık değil diye takılan bir adam var. :)

Ana konu anlaşılacağı üzere koku. Ve ölüm.. Kokunun anıları canlandırmadaki önemli rolünü biliyorsunuzdur zaten.
Biraz felsefe bir tutam bilgi bolca şehvet içermektedir​.
Gereksiz yere cinsellik üzerine kurulmuş bolca cümleler var. Bu cümlelerin konularla bütünlüğü bir yere kadar kabul ama sadece aman aman çok satsın millette okusun diye yazılıyorsa işte o zaman olmaz. Sadece satış amaçlı kitapları kirletmesinler..


Alobarla Einstein'ın arkadaş olmasına oldukça şaşırdım, Einstein ne alaka ya oldum bi. Şaşırtıcı :) ama ölümsüzlük yolundaki bir adamın her çağdan arkadaşı olabileceğini düşünürsek normaldir de :)

Hikayelerde zıtlıklar görülmektedir. Örneğin Alobar ölüme meydan okurken başka bir bölümde ölümü kabullenen biri çıkıyor. Felsefi açıdan hayatı sorgulatıyor.

Herkese hitap edecek türden olmasa da okuyabilirsiniz bence :)

Not:Kitabın renginin anlamının kitabın içinden çıkacağı aklıma bile gelmezdi.

Çivit mavi..
:)


Sanırım ben de artık incelememi "kusursuz tako" diyerekten bitirsem iyi olacak. :)
:D
Kulağa saçma gelebilir ama kitabı okuduktan sonra öyle olmuyor.:)

Keyifli okumalar​ dilerim..
Vay anasını dedim sonunda vallahi. Nasıl bir romandı ya. Çok şaşırtıcı bir son. Fareler ve İnsanlar dan sonra okuduğum 2. Steinbeck romanı. Bu kadar mı akıcı bu kadar mı gözünün önünde canlanır bir roman. Okuyunca içiniz acıyacak. Bu kadar eziyet çekilir ve çektirilir mi diyeceksiniz. İçerisinde ne yok ki... Kapitalizm, sefalet, ırkçılık, sınıf ayrımı, ekonomik bunalım, dostluk, çalışma ve yaşama azmi, iyi niyet, dürüstlük, doğru bilinenden şaşmama.... Ne ararsanız bulacaksınız. Bankaların; çiftlikleri ve çiftçileri satın alması sonucu yola çıkan bir aile ve dostları... Tüm romanı yaşayacaksınız. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyun arkadaşlar. Zaten Filmini de izlenileceklere ekliyorum. Film de Pulitzer ödüllü yani. Son cümlem inşallah ülkemiz hiçbir zaman böyle durumlara düşmez bizlerde böyle bir durumları yaşamayız. Dramın dibi...

http://www.imdb.com/title/tt0032551/
Nihayet okuduuum! Evet bir çırpıda, zevkle, heyecanla okudum! Hayran kaldım!
Tuco Herrera ile her muhabbetimizin olmazsa olmaz konusuydu Şibumi. Okumadığımdan yakınırdım ve o da bana "çok beğeneceksin fazijiiiim" derdi :D Yine yanılmadı!
Bu kadar beğenilmesinin nedenini de anladım tabi ki okuyunca. İlk kez okuduğum bir tür olduğu için daha da ilgiyle araştırdım yazılanları.

Trevanian hakkında bilgiler edinmek için uzunca gezindim nette. Kullandığı takma isimlerini, hayatını okudum ve çok etkilendim. (Mutlaka Katya'nın Yazı da okuma listeme girecek yakın zamanda.)
Şibumi hakkında, Go hakkında birçok şey öğrendim. Go ve felsefe, Murphy'nin Go yasaları, Go terimleri ile ilgili araştırmalar yapmama neden oldu Şibumi.

Konuya girelim hemen;
Kitabın giriş cümlesi ile başlamalıyım çünkü beni benden aldı; "Bu kitapta adı geçen kişi ve kurumlar birer hayal ürünüdür; ancak kendileri bunun farkında bile değildir." Bu cümleyi okuyup neler hissedebileceğinizi düşünün!

Şibumi nedir kısaca bahsedeyim bilmeyenlere;
Olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlüklerdir. Yani bilgiden çok anlayış, kendini kanıtlamaya gerek duymayan alçakgönüllülük, ruhsal rahatlıktır. İnsan Şibumi'yi elde etmez, keşfeder. (Kitapta daha ayrıntılı bulacaksınız bu tanımları)
Şanghay'da doğup Kişikava adlı Japon bir general tarafından büyütülen, Go oyunu üstadı, yedi dil konuşan, çıplak elle öldürme tekniklerinde usta olan, mağaracı, terörist avcısı Nicholai Hel. Her konuda sakin, düşünerek hareket eden, hayatın her hamlesini hesaba katan bir karakter yaratmış Trevanian. Yaşadığı onca şey sonrası emekliye ayrılan Nicholai, Ana Şirket nedeniyle şatosundan ayrılıp onlarla savaşmaya karar verir. Ve sonrası muazzamdır! Münih Beşlisi, Kara Eylülcüler, öldürülen İsrail atletleri ve ve kan gölüne dönen bir havaalanı! (Tabi bunun öncesinde Nicholai'nin nasıl yetiştiğinden, aldığı eğitimlerden, hayatına giren kadınlardan, Go oyununa düşkünlüğünden, yakın algılama yeteneğinden bahsedilir olay akışı içinde.)

Nicholai ile diğer karakterlerin arasında geçen diyaloglarda birçok ders verici cümlenin altını çizdim. Hayretle onayladım okuduklarımı.
Öyle anlar geldi ki, okurken kendimi tutamadım ilerlemek istedim, hemen sonucu öğreneyim neler olduğunu bileyim istedim. Hatta Tucocuumu ipucu vermesi için darladım :D Ama hiç açık vermedi sinir :D (Buradan Tucocuuma sesleniyorum; önerilerinle yenileniyorum, öğreniyorum! Bidahaki kitapta spoiler vermen için bunları yazıyorum :D)

Her bölüm şahaneydi. Ancak çıplak elle öldürme teknikleri hakkında daha çok okumak istedim. Bir yerde çeviri notuyla karşılaştım ve denenmesini önlemek için ayrıntılı anlatılmayacağını okuyunca dünya başıma yıkıldı :D Ve yine Tucocuumdan, ilk baskıda bilgiler bulabileceğimi duydum; çok üzücü bir andı :D

Bu kadar yazdıktan sonra tabii Nicholai Hel hayranları arasına katılmış bulunuyorum!
Kısacası olağanüstü bir kitap okudum. Bitmesin, devam etsin istedim. 'Son' yazısını görmek istemedim. İyi ki okudum. Şiddetle tavsiyedir okumayanlara...
O yol ne kadar uzun ,çaresizliklerle ve belirsizliklerle dolu… Oysa umutlar yemyeşildi… Tıpkı California gibi! Hele bir varalım beyaz duvarlı ,yemyeşil bahçeli bir evimiz olacak(tı)…Umutlar değil mi bizi ayakta tutan…Ne olursa olsun karanlık bir gecede bile küçük bir aydınlık umudu tazelemez mi? O hiç bitmeyen umutla direndiler!!!
O yol uzadıkça adeta yaşlandım… Ana ‘nın yemek kaygısı… Büyük baba’nın vatan sevdası… Tom ‘un suç işleme korkusu… Casy’nin kendini araması…Ne yoldu ama!!!
İnsanın ailesinin elinden kayıp gitmesi ne fena şeydir… Buna rağmen güçlü durmak zorunda olması mı yoksa daha fena olan…



John Steinbeck ‘in tartışmasız en büyük eseridir. Pulitzer (Pulitzer Ödülü: Amerika Birleşik Devletlerinde New York şehrinde, Columbia Üniversitesi tarafından verilen gazetecilik, edebiyat ve müzik ödülüdür.) ödüllü olan Gazap Üzümleri kapitalizme karşı yazılmış en iddialı romandır…
John Steinbeck California’da ırgatlık yapan bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarda çiftçilik yaptı.Sanırım bu romanı da yaşadıklarından yola çıkarak yazdı…O kadar ince detaylar var ki yazılanları yaşamayan biri bu kadar derinden hissettiremezdi…
Gazap Üzümleri ‘inde anlatılan şey tarımdaki hızlı kapitalistleşme sürecidir esasen.’Büyük Buhran’ dönemi de diyebileceğimiz tarımın kapitalistleşmesi ve krizler nedeniyle yoksulluk ve yaşam mücadelesini dokunaklı bir şekilde anlatıldığı romandır… Açlık,sefalet,mülksüzlük ve zorbalık yüzünden yerlerini yurtlarını terk edip yollara düşen onca insan… O boşa çıkan umutlar … Buna rağmen direnmeye ,ayakta kalmaya çalışan insanlar…Paranın güç olduğu ve her şeyi yönettiği buna rağmen insanlığın yoksullar arasında kuvvetle direndiği bu günlerde, kapitalizmi açık açık eleştiren bir romandır .Yayınlandığı dönemde (1939) çok tartışılan ve büyük yankı uyandıran ,tartışmaların odak noktası olan bir roman olmuştur.


Kitap uzun zamandır listemdeydi.Etkinlik vesilesiyle okuyayım dedim.Aslına bakarsanız tam bir sonbahar –kış kitabı.Dışarıda puslu bir hava dizinde battaniye,dumanı tüten ıhlamur eşliğinde tadından yenmez.Bu dışarının insanı sürekli çağırdığı havalarda pek gitmiyor:\ demedi demeyin…
Pazar günü sineması olurdu eskiden ,tüm aile o saate kadar her işini bitirir televizyonun başında toplanırdık.Tam da o günleri anımsadım.Sarımsı renkli televizyonlar olurdu ya işte o görüntü vardı hep hafızamda :) aile efradının kaçamak göz yaşlarını sildiği filmlerden … Filmi de varmış bulduğumda izleyeceğim :)




Her şeye rağmen güzel bir deneyimdi benim için.
Sevgili Ebru Ince ‘ye (@>--,’—çiçeksiz olmaz :)) ve https://1000kitap.com/salakoglan ‘ya etkinlik için teşekkür ediyorum. Sizler olmasaydınız kim bilir ne zaman okuyacaktım… Etkinlikten etkinliğe koşan ben bir buradan bir diğerine koşarken herkese teşekkür ederim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Belkıs Çorakçı Dişbudak
Tam adı:
Belkıs Çorakçı, Belkıs Dişbudak Çorakçı
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
istanbul, Türkiye, 1938
1938 yılında İstanbul'da doğdu. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunudur. 1968 yılında simültane tercümanlığa başladı. 1971'den bu yana İngilizceden kitap çevirileri yapmaktadır. 400'ü aşkın eserin çevirisinde imzası vardır. En bilinenleri, Gazap Üzümleri, Heidi, Şibumi, Atlas Silkindi, Hayatın Kaynağı ve Parfümün Dansı. Ayrıca 'Günde 10 dakika ile İngilizce' ve 'Tane Tane Simultane' adlı eserleri var.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 7.991 okur okudu.
  • 325 okur okuyor.
  • 7.734 okur okuyacak.
  • 240 okur yarım bıraktı.