İnsan zihni bilinç ve bilinçaltından oluşur. Bilincimizin farkında olsak da, maalesef bilinçaltımız hakkımızda hiç bir bilgimiz yoktur. Üstelik bilinç, buz dağının sadece görünen kısmıdır, asıl derinlik bilinçaltında saklıdır.
Bilinçaltı kendisini çok kalın duvarlarla korumaktadır -kişinin kendisinden bile- ve bu bir savunma mekanizmasıdır. Bilinçaltı kendisini sadece bilincin pasif olduğu bir durumda yani uyku anında açabilir. İşte zihnin edilgen olduğu o anlarda, bilinçaltı rüya yolu ile bizlere kendisini, daha doğrusu kendimizi ifade eder.
Bu sebeple rüyaları ve rüyalarda ki metaforları açıklamak, bilinçaltını ortaya çıkarmaktır. Psikanalizin rüyalara ehemmiyet vermesinin sebebi budur.
Bununla birlikte bilinçaltının rüya ile kendisini ifade etmesi başka bir çetrefilli duruma sebebiyet vermektedir. Rüyalarda görülen semboller ne anlama gelmektedir?
Sigmund Freud rüyaları yorumlarken, rüyaların insanın ilkel benliğinden itibaren kendisi için ifade ettiği anlamlar üzerinden izah eder. Bir insan rüyasında yılan görmüş ise, kast edilen şey yılanın değildir. Yılanın kişide çağrıştırdığı şey ifade edilmiştir. Bir düşman, cinsel obje veya korku gibi... Bu simgelerin çağrışımlarını özel bir "rüya dili" ile açıklamaya çalışır. Bu anlamlar üzerinden insan ruhunda gizli kalan yönleri keşfetmeyi amaçlamıştır.
Carl Gustav Jung ise rüya analizini içsel olarak geliştirmiş ve daha üst bir noktaya taşımıştır. Jung, insan zihninin doğu mistizmi ve ezoterik sembollerle dolup taştığını savunur ve bu konuda ciddi kanıtları vardır. Dolayısıyla, rüyaları yorumlarken Freud gibi bir anlam örgüsünün beraberinde mistizme, dinlere ve kadim bilgilere başvurur. Bu sebeple yılan, Freud için bir tehlike sembolü iken Jung için; Ademle Havva'nın cennetten kovulmasına sebep olan olaydır, belki Hz. İsa'dır, belki Hint Mistizminde ki Kundalini'dir veyahut insanın aynı yılana benzeyen omuriliğinde ki bir problemdir. İşte rüya analizlerinde ki görüş farklılıkları, anlamları da bu derecede farklı noktalara taşır. Lakin her görüş, ruh için yeni pencereler ve anlayışlar açmaktadır.
Kitaba geçecek olursak, eserin Jung'un seminerlerinden derlendiğini öncelikle belirtmem gerekir. Jung, yukarıda belirttiğim kendine has yaklaşımıyla, örnek vaka öykülerinden yola çıkarak hastalarının gördükleri rüyaları analiz edilmiştir. Bu anlatımlar sırasında rüyaların analizinin yanında, bu analizlerin sebepleri, sonuçları ve analitik psikolojiye dair çok önemli bilgiler de bizlerle paylaşılmıştır. Bu durum, kitabı psikanalizm hakkında tam bir bilgi kaynağı haline getirmiştir.
Hem rüyalar hakkında hem de analitik psikoloji hakkında çok önemli bilgiler kitapta doyurucu bir şekilde yer almaktadır. Yalnız bu bilgi zenginliğinin eseri fikren baya bir ağır hale getirdiğini, okurken insanı yorduğunu ve zorlanmaya sebep olduğunu belirtmem gerekir. Tek seferde oturup bitirilecek bir kitap kesinlikle değil. Zamana yayılarak, yavaş ve anlaşılır şekilde okunması daha pratik ve kolay olacaktır.
Keyifli okumalar dilerim.