Peki, bir erkek mizojini hakkında neden kitap yazmak ister diyenlere Jack Holland bunu kısaca şöyle yanıtlıyor: “Niçin yazmayayım? Sonuçta mizojiniyi erkekler icat etti” Ve kitap yazanın anısına (kitabın yazımını bitirdikten kısa bir süre sonra kanserle mücadelesinin sonuna gelen Holland yaşama veda eder) onu eğiten kadınlara ithaf ediliyor, editör olan eşi ve kızının uğraşları sonucu da yayınlanıyor.
Bu kitap, tür olarak bir felsefe düşünce tarihi kitabı değildir. Bir nefretin tarihinin araştırılmasıdır. Binlerce yıl önce başlayıp bugün hala süregelen kadın düşmanlığının incelenmiş olduğu bir araştırma kitabıdır. Yazarın 2 yıllık çalışmasının ürünü olarak ortaya çıkan kitapta, tarih boyunca tutulmuş on binlerce kayıttan faydalanılıyor. Kültürel boyutlarını anlayabilmek içinse şiir ve tiyatro yazınına başvuruluyor. Bu önyargının kökenine inmek için tarihten tanıdığımız birçok ismin de yer aldığı kapsamlı bir başvuru kitabı. Bu yönden okuyucuyu heyecanlandırıp, merakla içine çekerken, sade ve akıcı bir dille yazılmış olmasıyla da gayet başarılı. Her ne kadar bir kadın için okuması o kadar kolay olmasa da meraklıları için güzel bir başvuru kaynağı.
Kadından nefret, başka hiçbir tür nefrette olmadığı kadar bizi etkiliyor, çünkü her yer de karşımıza çıkıyor ve içimize işliyor. Bugünün modern dünyasında, hayatın herhangi bir anında erkekler tarafından baskılara ve aşağılanmalara maruz kalmak, Eski Yunan geleneklerinden bugüne kadar devam eden bir şey varsa bunun ancak “kadın düşmanlığı” olacağının göstergesi. Kadına karşı her türlü ayrımcı söylemler, dışlanmaya maruz kalan, kendi kimliğini yaşayamayan, erkeğin gölgesinde, onun egemenliği altında, silik bir şekilde hayatlarına devam etmeye çalışan, baskıya, zulümlere, şiddete, taciz ve tecavüzlere uğrayan, hakkı savunulmayan kadınların ortak bir sorunu var “erkek hegemonyası altında yaşamak zorunda kalmak”
Kuşkusuz bugün kadınlar hala bu düşmanlıkla karşı karşıya. Popüler kültürün, medyanın, TV'lerde yayınlanan izdivaç programlarından, dizi, filmlere kadar bu nefretin körüklemesinin ise önüne geçilmiyor ve daha da artıyor şiddet.
İstanbul Sözleşmesi'ne karşı tavır alanlar bugün artan kadın cinayetlerinin sorumluları arasındalar.
Tüm dünya dinleri ve tarihin büyük filozofları, kadını aşağıladı, hor gördüler, nefretin köklenmesinde en büyük katkıları sundular. Dünyanın pek çok ülkesinde, cinsiyete dayalı ayrımcılık dün nasılsa bugünde aynı şekilde virüs gibi yayılmaya devam ediyor...
Kitaptan bir alıntıyla tamamlamak istiyorum;
"Tarihin bize mizojini hakkında neler öğrettiği dört kelimeyle özetlenebilir: istilacı, kalıcı, kötücül ve çok yönlü. İnsanlar tekerleği bulmadan çok önce mizojiniyi buldular ve bugün tekerleklerimiz Mars'ta dönerken, bu çok eski buluş hala pek çok kadını tutsak ediyor. Başka hiçbir önyargı bu kadar uzun süre yaşamadı ve bu ölçüde dayanıklılık göstermedi. Hiçbir ırk, bu kadar uzun dönemler süresince ayırımcı bir tutumu içselleştirmedi. Hiçbir grup evrensel ölçekte böylesine bir haksızlığa uğramadı. Ve hiçbir önyargı, toplumca konmuş sosyal ve siyasal ayrımcılıktan, hasta bir beynin nefret dolu fantezileriyle beslenen taşkınlıklarına kadar uzanan bu denli değişik yüzler göstermedi."
İyi kitaplar okumanız dileğiyle…