10/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2022 00:00
Herkese merhabalar. Satranç kitabını çok beğendim. Gerçekten Stefan Zweig’ın psikolojik birikimi ile ele aldığı harika bir eser. Psikolojik tahlilleri çok güzel.Kitapta öne çıkan iki karakterimiz var ve ben bu iki karakter üzerinden ve birbirleri üzerinden yapılan psikolojik analizleri çok sevdim. Kitapta her şey birbirini anımsatıyor aslında ve karakterler de birbirlerini yansıtıyor diyebiliriz.Kitapta özellikle fark ettiğim şeylerden birisi de -tam olarak açıklayamıyor olabilirim- farklı durumlardan, farklı yaşanmışlıklardan, farklı sebeplerden nasıl da ortak sonuçlar düşünceler ve ,zamansal olarak farklı olsa da, benzer kaderler ortaya çıkabiliyor. Benzer kadar derken tüm hayat anlamında değil kitapta gördüğümüz üzere yaşananlar. Ve tabii ki bazı şeylere sebep olan ortak düşünce yapısını da görüyoruz. Ve işte asıl farklılık burada ortaya çıkıyor. Farklı sebepler ortak sonuçları, benzer kaderleri doğursa da insanı asıl yönlendirecek, farklı düşünmesini sağlayacak şey bu farklı yaşanmışlıklardır, sebeplerdir. Karakterlere gelince kitapta üç ana karakterimiz var. Birisi birinci kişi anlatıcı olan, olayları anlatan; diğer ikisi de dünya santranç şampiyonu olan Mirko Czentovic ve bir zamanlar çok usta bir satranç oyuncusu Olan ama uzun zamandır oynamayan Dr. B. dir. Czentovic babasının ölümüyle bir rahibe kalmış küçük yaşta ve hiç arkadaşlarıyla oynamayan, umursamayan biri. Ve santrançdaki dahiline rağmen bilgi birikiminin olmaması, entelektüel olmamız herkesi şaşırtıyor.Dr. B. hayatının bir döneminde hapsolmuş bir hapsolduğu yer bir otel odası. Hapsi boyunca o dört duvar arasında, tam da bir boşluğun içinde kalmış. Ve bir keresinde sorguya götürüldü bir zaman bir kitap çalmış, bir santranç kitabıydı. Ve hapsoldu bütün zamanda bu santranç bilgilerini barındıran kitabı silip süpürmüş. Artık oynamaya başlamış ama bu hiçliğin içindeki yalnızlıktan dolayı kendi başına oynamış. İşte bu üç karakter gemide karşılaşıyorlar. Dr. B. 1.Kişi anlatıcıya bu hapsedildiği zamanı anlatırken söylediği 2 cümle: —> “ Sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz.”( syf. 37) —> “ İki benden her biri öteki bir yanlış yaptığında bir zafer sevinci yaşıyor ama bununla eşzamanlı olarak da kendi beceriksizliğinden ötürü öfkeyi kapılıyordu.” ( syf. 56) Peki sizce Czentovic’ in, dünya satranç şampiyonu, durumu da böyle değil mi? Bir hiçliğin içinde duygusuz, umursamaz, kimseyle konuşmayan, tek yaptığı santranç oynamak olan biri... Tıpkı Dr. B. nin belli bir süre hapsolmuşluğuyla yaşadığı gibi o da hayatında bir hiçlik içinde, boşluğun içinde ve bu boşlukta tek yaptığı şey var... Sizce Czentovic, Dr.B. nin yalnızlık yüzünden kendisiyle savaştığı gibi aslında kendisiyle bir savaş yapmıyor mu? Hem sevinç hem de beceriksizliğe karşı bir öfke... Şöyle diyor Dr. B. : “ Ve elimde kendime karşı oynadığım bu anlamsız oyundan başka bir şey bulunmadığından, öfkem, öç akma tutkum fanatik bir biçimde bu oyuna akmıştı. İçimde bir şey haklı çıkmak istemekteydi, ama ne yazık ki kendisiyle tek savaşabileceğim, içimdeki öteki Ben’ di. ( syf 56) Tıpkı Czentovic’ in hayatı boyunca yaşadığı gibi. Ve son olarak şöyle diyor Dr. B. : “ Oyundan alınan zevk bir oyun tutkusuna, oyun tutkusu bir oynama zorunluluğuna, bir maniye, çılgınca bir öfkeye dönüşmüştü.” ( syf 57) İnsan aslında kendi kendini hapseder. Ve bu bir yalnızlıktan, hiçlikten, bir “entelektüel ölüm”den öte değildir. Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Yorumlarınızı bekliyorum.
Edebiyat
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.