Siz hiç çocukken, sırf hayatta kalabilmek umuduyla nefesinizi tutma çalışması yaptınız mı? "Babam beni gömüp gittikten sonra üstümdeki toprakları atarak dışarı çıkabilirim belki," diyerek...
Böyle bir umuda tuttundunuz mu?
Her zaman derim, "zordur her dönemde kadın olmak," diye. Eseri okuduktan sonra anladım ki en çok o dönemde, o coğrafyada zormuş, kadın olmak, kız olarak dünyaya gelmek.
Bir anne düşünün...
Her sabah çocuğunun yatağını kontrol ediyor hâlâ orada mı diye. Eğer oradaysa babası tarafından diri diri toprağa gömülmemiş demektir. Bir kitap okumuştum Mavi Saçlı Kız diye, babanın lösemi kızına dair bir sözü vardı: "Sabahları hasta uyanmanı istiyorum, hastaysan eğer, yaşıyorsun demektir." Eğer yatağındaysan, yaşıyorsun demektir. Ama yalnızca bir gün daha. Çünkü yarın, yine bu işkence ile uyanacak ve yatağını kontrol edeceğim...
"Sana hangi derdimle ağlayayım bilmem ki," diyen bir annenin feryadı...
"Dolunaylı gecede götürülürsem mezarım belli olur. Mezarım belli olursa annem belki başucuma gelir ve ben onun kokusunu duyarım," diye dua eden bir kızın masumluğu. Damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim okurken. Nefesimi tutma çalışması yaparken buldum kendimi.
"Ruhlarınız kara giysilerle katran katran, sonra da kadınların çıplak bedenlerinde leke arıyorsunuz!" (s. 29)
Mahzum ve onun melek kalpli "Babam beni kumlara gömdüğünde kendisini çok sevdiğimi yine de biliyor olur mu acaba," diye düşünen kızının anlatıldığı bölüm yüreğimi dağladı. Ondan olsa gerek böyle başlamam incelememe...
"Meğer kainatın yüklendiği bütün acılardan daha acı zamanların arifesinde bekliyormuşuz." (s. 168)
Bülbülün Kırk Şarkısı...
Buram buram emek kokan bir eser.
Buram buram gül kokan, Peygamber hasretini yürekte doruk noktasına çıkaran...
Oldukça güzel bir düzeni var eserin. Her