Gönderi

Mazi
Yüreğimde açık, kanayan bir yara, mazi. Bir duyarlılık tufanı içimde, kopan. Memleketimi ziyaret ettim, dün. Doğup, büyüdüğüm evi uzaktan görmek bile öyle bir duygu seli yarattı ki, ruhumda. Sanki sihirli bir el, saklı kalmış tozlu bir kitabın sayfalarını açarak, dokundu ve mazi apaçık, gün ışığı gibi ortaya serildi. Işığın karanlığı aydınlattığı gibi özümsedim, maziyi. Evin önünde durdum, dakikalarca. İçeri giremedim. Bize ait değil, artık. Yeni sahipleri girmeme izin verse bile, nasıl tahammül edebilirdim ki, onca acıya. Uzaktan şöyle bir bakmakla dahi, yeterince zayi olmuşken. Müthiş kayıp ve yitik hissediyorum kendimi. Evimin bulunduğu mahalle ve cadde hatta önünden geçen yol, hepsi acı veriyor bana. Derinden özlüyorum, o günleri. Uzaktan, evimizin önünde bir kale gibi dimdik duran dut ağacını selamladım, sessizce. Daha bir büyümüş sanki, ben görmeyeli! Dayanamadım, daha fazla uzak kalmaya. Koşarak, gittim. Sarıldım, kocaman gövdesine, Esen ılık bir rüzgâr annemin sesini getirdi, kulağıma. Karşı kaldırımda çelik çomak oynayan Serpil'i anımsadım. Annem, balkona çıkmış, ' Serpil! Hadi, kızım yemek hazır! ' diye, sesleniyordu. Kapıya doğru istem dışı küçük bir adım attım. O, da ne? Rahmetli babamı gördüm sanki. Köşedeki tulumbadan su doldurmuş, elindeki toprak testiye. Gülümsüyordu, bana. ' Serpil, Gel, kızım! Bugünlük bu kadar oyun oynadığın yeter! Eve gidelim, annen sofrada bizi bekliyor! ' Geri dönüp tulumbanın olduğu tarafa yöneldim. Tulumbanın basma koluna uzandı, elim. Hareket ettirdim, aşağı yukarı. Fakat, su yoktu! Gelmiyordu, bir türlü. Gözümden bir damla yaş düştü, haki yakalı gömleğimin üzerine. Ağlıyordum... O da benim gibi yenilmişti, o da zamana yenik düşmüştü, işte. Bir zamanlar buz gibi suyu vardı, tulumbanın. Hemen hemen bütün mahalle sakinlerinin soğuk su ihtiyacını karşılardı. Özellikle Ramazan' da uzun kuyruklar oluşurdu, önünde. Diğer mahalleden gelenleri istemezdi, bizimkiler. Tulumbanın başında, bazen ufak tefek itişip kakışmalar, olurdu. Bazen de kısa ama çok keyifli sohbetler edilirdi, ayaküstü. Asıl en heyecanlı dakikalar, genç kızlar su doldurmaya geldiğinde yaşanırdı. Hoşlandığı genç kızları tulumba başında gören genç delikanlılar, su içme mazeretiyle usulca yaklaşırdılar, kuyruğa. Hoşlandıkları kızların kulağına eğilip, yüklerini paylaşmak istediklerini söylemek isteseler de kuyruktakilerin manalı bakışları genellikle engel olurdu, onlara. Hadisenin farkında olan genç kızlar ise yüzleri kıpkırmızı, mahçup olmuş bir vaziyette başları öne eğik dururdular. sessizce. Düşünüyorum da, geçmişi hatırlamak anca acı veriyor, bana. Buruk, kekremsi bir tad var ağzımda. Yüreğin ve duyguların kabarması. Koşarcasına uzaklaştım, oradan. Anıların tozunu silkelemiştim, gene. Kaldırdım onları, karanlık odadaki eski yerlerine. Mazi artık geride, kalmıştı. Burada, önümde bana ait olanlar, benimle beraberdi. İşte, o bana yeterdi. Benim gibi yaşam ve ölüm arasındaki, varlığını sorgulayan siz değerli okurlar; zaman ve hadiselerin okyanusunda keşkelerle boğuşarak ömür geçiren, dalganın üstündeki tüyden başka bir şey değilizdir, belki de...
İnsan ve Duygular
··
1 +1'leme
·
1.943 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu yazıdan sonra ruhu, çocukluğunun geçtiği evde gezinmeyen, o sokağa pencereden bir göz gezdirmeyen yoktur herhalde... Serpil Ablacım, bu derin ve özel anları bizimle (yeniden o hüznü yaşamayı göze alarak) paylaşmış olman çok kıymetli...🌹Ne güzel anlatmışsın, hiç bitmesin istedim :) Öyle anlar var ki, hazırda bekleyen bir çift gözyaşı... Hep düşünürüm vefat eden bir insanın sesi neden hiç unutulmaz, şimdi konuşuyormuş gibi kulağımızda yankılanır... Belki o anı hâlâ ilk günki gibi taşıdığımızdan... Belki o ses bir armağan, zihnimizde hâlâ nefes alan... Her şeye rağmen hüzün kaybı tebessümü öldürür... Gönlün inşirahla dolsun🌹🌿
Serpil Ağ
Gönderi Sahibi
Sağ ol, Eylül 'üm!🌹Amin 🙏 Allah razı olsun! Ömrüne bereket 😔 🍀🌼